Üniversitede namaz kılmak yasak ve namaz kılacak yer de yok; namazları birleştirip kılabilir miyim?

Tarih: 19.10.2009 - 00:00 | Güncelleme:

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Namaz, dinimizin ifasını emrettiği ibadetlerin en önemlisidir. Kelimeişehadetten sonra, İslam binasının üzerine kurulduğu beş esastan birincisidir. Akıllı ve erginlik çağına ulaşan her Müslüman’a, istisnasız farzdır. Farziyeti Kitap, sünnet ve icma ile sabittir. Terk edilmesi ve -geciktirmeyi caiz kılan meşru bir mazeret bulunmaksızın- vaktinde eda edilmeyip, kazaya bırakılması, en büyük günahlardan biridir. Bu itibarla, her Müslüman’ın beş vakit namazını vakti içinde eda etmesi; geciktirmeyi caiz kılan meşru bir mazeret olmadıkça, hiçbir vaktin namazını kazaya bırakmaması gerekir.

Belirli şartları taşıyan her Müslüman’a günde beş vakit namaz farzdır. Her namaz kendi vakti içinde edâ edilmek üzere farz kılınmıştır. Bu hususta Kur'an-ı Kerim'de:

"...Namaz müminlere belli vakitlerde eda edilmek üzere farz kılınmıştır." (Nisa, 4/103)

buyrulmaktadır. Bu itibarla normal şartlar içinde her namazın vaktinde kılınması gerekir. Bile bile namazı vaktinde kılmamak büyük günahtır. Vaktinde kılınmayan namaz kaza edilmekle yerine getirilmiş olup, ancak zamanında kılınmadığından dolayı ayrıca tevbe etmek de gerekir.

Namazın terki için, dinimizde hiçbir mazeret yoktur. Geciktirilmesi (kazaya bırakılabilmesi) için dinin meşru saydığı mazeret ise, unutma ve uyku gibi şuur dışı haller ile o anda (vakti içinde) eda edebilme imkânının bulunmayışından ibarettir.

Günlük işler, sanat ve meslekler, aile fertlerinin geçimini sağlamak için yapılan çalışma ve yolculuklar namazın geriye bırakılması için özür sayılmaz. Kur'ân-ı Kerim’de şöyle buyrulur:

"Öyle erkekler vardır ki, onları ne bir ticaret, ne bir alışveriş, Allah'ı anmaktan, namazı dosdoğru kılmaktan ve zekât vermekten alıkoyamaz. Onlar, dehşetinden kalplerin ve gözlerin ters döneceği günden korkarlar." (Nûr, 24/37).

Fakîhler arasındaki görüş birliğiyle her namazın kendi vakti içinde kılınması prensibinin istisnası, hac yapanların Arafat'ta öğle ile ikindi namazını, öğle vaktinde; Müzdelife'de de akşamla yatsı namazını yatsı vaktinde birleştirerek kılmalarıdır. Abdullah b. Mesud (r.a.)'den, şöyle dediği nakledilmiştir:

"Ben Rasûlullah (s.a.s.)'ın bir namazı kendi vaktinden başka bir vakitte kıldığını görmedim. Ancak iki namaz müstesna: Arafat'ta öğle ile ikindiyi, Müzdelife'de ise akşamla yatsıyı birlikte kılmıştır." (Buhârî, Hacc, 99; Müslim, Hacc, 288; Tecrid-i Sarîh Tercümesi, II, 487, 488, VIII, 374; A. Davudoğlu, Sahih-i Müslim Tercemesi, İstanbul 1977, IV, 136).

Hz. Peygamber (s.a.s)'in Arafat ve Müzdelife dışında bazı yolculuk ve meşakkatli zamanlarda da öğle ile ikindiyi, akşamla yatsıyı birleştirerek kıldığı olmuştur. Sâlim b. Abdillah, babasından şöyle nakletmiştir:

"Rasûlullah (s.a.s.) sefere acele ettiği zaman akşam namazını geciktirerek, yatsı ile birlikte kılmıştır." (Müslim, Salâtü'l Müsâfirîn, 45)

Hanefî Mezhebi'nde, hac zamanında Arafat ve Müzdelife'deki cem'in dışında, iki namazın bir vakitte cem' edilmesi caiz görülmemiştir. Hanefilere göre Arafat ve Müzdelife dışında iki namazın birleştirilmesi sadece şeklen olmuştur. Aslında iki namaz ayrı ayrı kendi vakitleri içinde kılınmış; ancak, birinci namaz vaktinin sonuna geciktirilmiş, ikinci namaz ise ilk vaktinde edâ edilmiştir.

Hac farizası dışında normal yolculuk, hastalık ve benzeri darlık zamanlarında öğle ve akşam namazlarını son vakitlerinde, hemen arkasından da ikindi ve yatsı namazlarını ilk vakitlerinde kılmak mümkündür. Böylece iki namaz birlikte fakat kendi vakitlerinde kılınmış olur. Bu uygulama, İslâm'ın Müslümanlara getirdiği bir kolaylıktır.

Ana kural, her namazın kendi özel vaktinde kılınmasıdır. Ancak geçerli bir mazeretin olması durumunda cem yapılabilir. Namaz dinin direği kabul edildiği için, hiçbir mazeret nedeniyle terkine izin verilmemiş, fakat kılınabilmesi için birtakım kolaylıklar getirilmiştir. Bu bakımdan ihtiyaç, meşguliyet ve sıkıntı gibi olağan dışı durumlarda ve alışkanlık haline getirmemek kaydıyla, cemi caiz gören âlimlerin bu konudaki görüşlerinden istifade edilerek namazlar cem' edilebilir.

Namazı vaktinde kılmalarında bir sıkıntı ve güçlük söz konusu olan kişilerin, kendi durumlarını yukarıdaki bilgi ve ruhsatlar çerçevesinde değerlendirerek -netice itibariyle Allah'a karşı şahsi sorumluluğunu ilgilendiren- bu konuda kendilerinin karar vermesi en uygun yoldur.

Ayrıca bilinmelidir ki, cem-i takdim veya cem-i tehir yapmak, namazın amacının gerçekleşmesi bakımından, namazın kazaya kalmasından daha uygun bir çözüm olarak görünmektedir. Bu itibarla bir Müslüman kılabiliyorsa en azından farzlarını kılar. Bu da mümkün olmazsa namazlarını cem veya kaza eder.

Sabah namazı hiçbir şekilde cem' edilemez. Cem' yalnızca öğle ile ikindi ve akşam ile yatsı arasında olabilir.

Şayet cem-i takdim yapılacak ve mesela akşam ile yatsı, akşamın vaktinde kılınacaksa akşam namazına başlarken cem yapmaya; şayet cem-i tehirde yapılacak ve mesela akşam ile yatsı, yatsının vaktinde kılınacak ise, akşam namazının vakti içerisinde cem yapmaya niyet etmek gerekir. Aksi takdirde namazı vaktinden sonraya ertelemiş olur ki bu haramdır.

Buna göre, örneğin akşam ile yatsı cem-i tehir yapılarak yatsı vaktinde (dinlenme veya yemek molasında) kılınacaksa, uygulaması şöyledir: Yatsı vakti girip ezan okunduktan sonra kamet getirilerek ve cem' yapmaya niyet edilerek ilk önce akşam namazı kılınır. Selam verdikten sonra ezan okunmadan ve ikinci kamet getirilmeden veya istenirse getirilerek yatsının farzı kılınır. Buna "Cem-i tehir" denir. Bundan sonra yatsının son sünneti kılınabilir. Daha sonra vitir namazı kılınır. Cem' yapılırken, iki namazın ara vermeksizin pşi peşine ve tertibe (sıraya) uyularak kılınması gerekir.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun