Hz. Âdem'e isimlerin öğretilmesini nasıl anlamalıyız?

Tarih: 27.07.2010 - 00:00 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Hz. Âdem (as)'in meleklere üstünlük vesilesi olan isimlerin öğretilmesi olayını nasıl anlamalıyız?
- Bu öğretilen isimlerden maksat nedir?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Allah, yerde bir halife yaratacağını meleklere bildirdiğinde, onlar bunu hayretle karşılarlar ve bu ilâhî iradenin hikmetini, kendilerine mahsus bir lisanla sorarlar. Bunun üzerine Cenâb-ı Hakk, Âdem peygambere bütün isimleri öğretir ve melekleri onunla bir imtihana tâbi tutar.

Bu hadise ilâhî Fermanda şöyle haber verilir:

“Ve Âdem’e bütün esmâyı talim eyledi. Sonra (varlık âlemlerini) melaikeye gösterip, ‘Haydi davanızda sadık iseniz, bana şunları, isimleriyle haber verin.’ dedi.” (Bakara, 2/31)

Âyet-i kerimede geçen “biesmâi” ifadesini çoğu âlimlerimiz “isimlerini” şeklinde açıklamışlar, ancak Elmalılı Hamdi Yazır, bu ibareyi “isimleriyle” şeklinde tercüme etmiştir. Her iki tercüme de doğru olmakla birlikte, bu ikincisinde daha geniş bir mana söz konusudur. “İsimleriyle” denilince, o varlıkların sadece isimlerinin değil, daha başka şeylerinin de sorulduğu anlaşılmaktadır. Nitekim Nur Külliyatında bu ifade, “kâinatın ihtiva ettiği bütün nevilerin isimlerini, sıfatlarını, hassalarını beyan” (bk. İşarâtü'l-İ’caz) şeklinde yorumlanmış ve bir başka risalede de, şöyle buyrulmuştur:

“Şahs-ı Âdem’e talim-i esmâ unvanıyla nev-i benî-Âdeme ilham olunan bütün ulûm ve fünunun talimini ifade eder.” (Sözler, s. 401)

Yine Nur Külliyatında, Hz. Âdem’e (a.s.) öğretilen isimlerin icmalî olduğu, yani çekirdek manasında öz bilgilerden meydana geldiği, bu isimlerin ahir zaman Peygamberinde (a.s.m.) ise tafsilatlı ve mükemmel şekilde tahakkuk ettiği şöylece ifade edilir:

“Hazret-i Âdem’e (aleyhisselâm) icmalen talim olunan bütün esmânın bütün meratibiyle tafsilen mazharı (aleyhissalâtü Vesselâm)...” (Sözler, s. 263)

Eşyanın isimlerini yahut fizikî özelliklerini bilmekten daha önemli olan bir ilim vardır: O da o eşyada tecelli eden ilahi isimleri bilmek, eserde sanatı okumak, nimette ihsan ve ikramı görmek ve onlardan ilahi isimlere intikal etmektir.

İşte ahir zaman Peygamberi (a.s.m.) Hazretlerinin ilâhî isimler hakkındaki ilim ve marifeti en ileri derecededir. İnsanın bütün isimlere mazhar olduğunu dikkate alarak şöyle de diyebiliriz: Hz. Âdem’in(a.s.) kendisinde tecelli eden ilahi isimler hakkındaki marifeti bir çekirdek kadar idiyse, bu ilim ve bu marifet Peygamber Efendimizde (a.s.m.) muhteşem bir ağaç hâlini almıştır.

Âhir zaman Peygamberi (a.s.m.) bütün isimlere en kâmil manada mazhar olmuş, “Yaratan Rabbinin ismiyle oku!” (Alâk, 96/1) emriyle bütün eşyayı, Allah’ın isimlerinin tecelligâhı olarak en kâmil manada okumuş ve iman, marifet, muhabbet, takva ve salih amelde en ulvî mertebelere çıktığı gibi, tefekkür, hayret, tespih ve hamd gibi ulvî vazifeleri de en ileri seviyesiyle icraya muvaffak olmuştur.

Kâinatı ve insanı okumak da zaten bu ulvî manalara ulaşmak ve bu kutsî hizmetleri yerine getirmek için değil midir? (Prof. Dr. Alaadddin Başar)

- İnsanlardan önce cinler vardı, meleklerin cinlerden dolayı bu isimleri biliyor olmaları gerekmez mi?

Öğretilen isimler, yalnız eşyanın adları değildir. Kâinat çapında Allah’ın bin bir isminin tecellilerini gösteren maddî-manevî alemlerin aynalarından bu yansımaların ilmi de söz konusudur. Talim-i esma hadisesi, cismaniyetten uzak olan meleklerin bilmedikleri birçok şeyi, -hem ruhanî hem de cismanî bir varlık olan- Âdem’in bildiğini göstermek suretiyle, onların "kan dökücü olarak gördükleri ve bu sebeple yaratılış hikmetini sorguladıkları" insanoğlunun yaratılmaya değer bulunduğunu öğreten bir olaydır.

Çok basit bir misalle; melekler, ağzın tadını, gözün nasıl gördüğünü, kulağın nasıl işittiğini, bedenin nasıl bir mekanizma olduğunu, metabolizmanın nasıl çalıştığını insan kadar bilemezler. Bunlar da öğretilen isimlerdendir. İbn Abbas’ın da işaret ettiği gibi, bu isimler, sadece nesnelerin değil, aynı zamanda tekvinî / ontolojik fiillerin de isimleridir.(Taberî, ilgili ayetin tefsiri)...

Ayetten öyle anlaşılıyor ki, melekler, gördükleri birçok varlığın ismini bilmiyorlardı. Belki de ilahî hikmet, insanın yaratılmasıyla ilgili meleklerin -kan dökücü bir millet olarak- insanların yaratılmasını hazmetmeyeceklerini göz önünde bulundurduğu için, Âdem (as)’e öğrettiği birçok eşyanın isimlerini onlara özellikle öğretmemişti.

Taberî’nin de ifade ettiği gibi, Allah bu imtihanla, meleklerin her şeyi bilmediklerini, bizzat gördükleri pek çok nesnenin isimlerini bile bilmezken, kalkıp insanların bazı kusurlarını nazara alarak yaratılmalarını sorgulamalarının ne kadar yanlış olduğunu onlara göstermiştir. Âdem ve neslinin varlık sebebinin ilim olduğunu bu vesile ile herkese açıklamıştır.(bk. age.).

İlave bilgi için tıklayınız:

Dünya dilleri nasıl meydana geldi?

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun