Allah ve Resûlü'nün Tavsiye Ettiği Gıdalar

Sıhhatli olmak en büyük nimetlerdendir. Çünkü, dünyayı kazanmak da, ahreti kazanmak da sıhhatle mümkündür. Peygamberimiz A.S. da sağlık hakkında şöyle buyurmuştur:

“ Sizlerden her kim vücutça sağlıklı, nefsinden, malından korkusuz ve huzurlu , günlük yiyeceği de yanında olarak sabahlarsa, sanki dünyanın bütün nimetleri kendisinde toplanmış gibi olur (Tirmizi zühd Hadis 2346).” Yine benzer bir hadislerinde aynı konuya işaret etmişlerdir: “Emniyetli (Korkusuz) yaşamak ve sağlıklı olmak iki büyük nimettir ki, insanlardan pek çoğu bu iki nimetten mahrumdur” (İ. Sünnî vr. 10b).

Yine bir başka hadislerinde; “ Ey insanlar! Şüphesiz ki dünyada insanlara, imân ve sağlıktan daha kıymetli bir şey verilmemiştir. Böyle olunca, yüce Allah’tan bunları isteyiniz” buyurdu (Müsned 1/8).

İslâmiyet, sağlık noktasında koruyucu hekimliği ön plâna çıkarır. Bir başka ifâde ile, hastalıkların sebeplerini nazara verir ve bunlara riayet edilmesini ısrarla ister. Bu hususta özellikle az yeme tavsiye edilmektedir. Nitekim bir hadislerinde Peygamber A. S. “ İnsanoğlu midesinden daha zararlı bir kap doldurmamıştır. İnsanoğluna belini doğrultacak birkaç lokma kâfidir. Mutlaka yemesi gerekirse, midesinin üçte birini yemeye, üçte birini içmeye, üçte birini de nefes alıp vermeye (havaya) bırakmalıdır” buyurmuştur (Tirmizi zühd Hadis 2380). Çok yeme, pek çok hastalığın sebebi olarak gösterilmiştir: “Bir çok hastalığın gerçek sebebi çok yemedir” (C. Sağır 1/36) .

Yine bir başka hadislerinde aynı konuya işaret etmiştir: “Allah’a en sevgili olanınız; az yiyenleriniz, vücut bakımından da hafif olanlarınızdır.” (Kenzü’l Ummal 3/7084; Münavi, Feyzu'l-Kadir, 1/175)

Sağlığın muhafazası için her türlü tehlikelerden uzak durulması istenir. Nitekim Peygamber A.S. “ Her kim korkuluksuz bir damda yatıp uyur da, geceleyin damdan düşüp ölürse sorumluluğu kendisine aittir. Her kim de fırtınalı bir zamanda deniz yolculuğuna çıkar, fırtınaya yakalanıp ölürse, bunun da sorumluluğu kendisine aittir” buyurmuştur (Müsned 5/79, 271). Yine Peygamber A.S. kirli ve pis şeylerden sakındırmıştır: “Her kim elinde et kokusu (bulaşığı) olduğu halde, yıkamadan yatıp uyur, bu sebeple de kendisine bir şey isabet ederse, ancak kendisini suçlasın” (Ebu Davud etime Hadis 3852) .

Cenab-ı Hak, dünyada imtihanın gereği , pek çok hikmetlerine binaen, insanların da sünnetulah’a riayet etmemesinin bir sonucu olarak, insanlara bir takım hastalıklar vermektedir. Bununla beraber, bütün hastalıkların da tedâvi çarelerini halk etmiştir.
İsrâ Suresi’nin 82. âyetinde Cenab-ı Hak, “Biz Kur’an-ı müminler için bir şifa ve rahmet olarak indirdik” buyurmaktadır. Yunus Suresi’nin 57. âyetinde ise, “Ey insanlar! (İşte bu Kur’an) size Rabbinizden bir öğüt, gönüllerde olan dertlere bir şifa, müminler için doğru yolu gösteren bir hidayet ve rahmet olarak gelmiştir.”ifadesi yer alır.

Peygamber A.S. da; “İki şeyde şifa vardır. Kur’an okumakta ve bal şerbeti içmekte” buyurmaktadır (Hakim tıp 4/200) . Peygamberimiz A.S. her hastalığın tedâvisinin mümkün olduğunu beyan etmiştir:” Yüce Allah, şifasını vermediği hiçbir hastalık yaratmamıştır” (Buhari, tıp Hadis 7/12) . Bir başka hadislerinde de şöyle buyurmuşlardır: “Ey Allah’ın kulları tedavi olunuz! Çünkü yüce Allah, ölüm ve ihtiyarlıktan başka şifasını vermediği hiçbir hastalık yaratmamıştır” (İbni Mâce, tıp Hadis 3436) .

Şifâli bitkilerden Allah ve Resûlü’nün tavsiye ettikleri:

Bitkilerle tedâvi, tedâvi sırasında ilâç kullanmadan gıda maddeleri ya da benzerleri ile yapılan tedâvidir. Her hangi bir hastalık gıda maddeleri ve perhizle tedâvi edilebilirse, ilâç kullanması tavsiye edilmez. Gıda maddeleri ile tedâvide genel kâide; hastalığın tedâvisi sırasında faydalı gıdaları alıp, zararlı olanlarını terk ederek perhiz etmektir.

Cenab-ı Hak Kur’an-ı Kerim’de gıdaların temiz ve helâl olmasına işaret etmektedir: “Allah’ın sizlere rızk olarak verdiği şeylerden helâl ve temiz olarak yiyiniz! Eğer gerçekten Allah’a ibadet ediyorsanız, Onun vermiş olduğu nimetlere teşekkür ediniz” (Nahl 114) .

Peygamberimiz A.S., hastalığın nasıl önleneceği ile alâkalı olarak şöyle buyurmuştur: “Hastalığın evi midedir. Tedavinin özü perhizdir.” Peygamberimiz A.S. bir başka hadislerinde de, bitkilerle tedâvinin yüce Allah tarafından öğretildiğini açıklamak üzere şöyle buyurmuştur: “Süleyman Aleyhisselâm her ne zaman namazgâhta namaz kılsa, ansızın önünde bir bitki görür ve o bitkiye: ‘İsmin nedir?’ diye sorardı. Bitki de: ‘İsmim şudur’ diye adını söylerdi. Süleyman Aleyhisselâm: ’Niçin yaratıldın, ne işe yararsın?’ diye tekrar sorardı. O bitki de:’Şunun için yaratıldım’ derdi. Eğer bir hastalığa ilâç olarak yaratılmış ise, yazıp not ederdi. Eğer yer yüzüne dikilmek için yaratılmış ise, toprağa dikerdi” (Abdüllatif Bağdâdî, Tıbb-ı Nebevî s. 58; Süyûti, Tıbb-ı Nebevî vr. 7a, 50b) .

Süleyman Aleyhisselâm’ın ilâhî vahye dayalı olarak bu şekilde tespit ettiği bitkilerin, “Bitkiler Kitabı”nda yer aldığı, ayrıca, pek çok ilacın ve hastalığın bu kitaba dahil edildiği belirtilir (A. Bağdâdî s.58,188) .

İnsanın ruh ve beden sağlığı üzerindeki çalışmalar bir bakıma insanlık tarihi kadar eskidir. Özellikle İslâm âleminde tıbbî konularda, Kur’an-ı Kerim’in bildirdikleri, Peygamberimizin tavsiye ve teklifleri, kıyas ve tecrübe yoluyla elde edilen bilgiler, Tıbb-ı Nebevî kaynaklarında yer almıştır.

Biz burada, tedavî noktasında, Kur’an ve hadislerde işaret olunan yiyecek ve içeceklerden bazılarını nazara alacağız.

Yeme ve içme hususunda İslâm dinin koyduğu prensibin başında az yemek gelir. İçilecek şeylerin de bir nefeste içilmemesini öğütler. Nitekim Peygamber A.S. her hangi bir şey içtiği zaman üç nefeste içer ve şöyle derdi: “Bu şekilde içmek daha kandırıcı, sağlık için daha faydalıdır” (Müslim eşribe Hadis 123; Ebu Davut eşribe Hadis 3729; Tirmizî eşribe Hadis188) . Yine Peygamber A.S. “ Devenin içtiği gibi suyu bir nefeste içmeyiniz. Bardağı her defasında ağızdan uzak tutarak iki veya üç nefeste içiniz. İçerken besmele çekiniz, içtikten sonra da ’Elhamdülillah’ deyiniz” buyurmuştur (Tirmizî eşribe Hadis 1885) . Bir hadislerinde de: “Sizden biriniz su içtiği zaman yavaş yavaş içsin, bir nefeste içmesin. Zira, suyu bir nefeste içmek karaciğer iltihabı (ve nefes tıkanıklığı) meydana getirir” buyurmuştur (Adürrezzak 10/428 Hadis 19594).

Bir başka hadislerinde de ayakta su içmenin zararına işaret etmiştir: “Eğer ayakta su içen kimse, midesine verdiği zararı bilseydi, içtiği suyu şüphesiz ki geri kusardı” (Abdürrezzak 10/427 hadis 19588). Yine aynı konu ile alakalı olarak. “Sizden biriniz ayakta su içmesin. Her kim unuturdea içerse, kusmaya çalışsın” buyurmuştur (Müslim eşribe Hadis 116) .

Peygamberimizin, güneşte ısıtılan suyun kullanılmaması hususunda da tavsiyeleri olmuştur. Hz. Aişe (R.A): “Peygamber A.S. yanıma gelmişti. Ben ise, güneşte su ısıtıyordum. Bunun üzerine. ”Ey Aişe! Böyle yapma! Zira, güneşte ısınmış suyu kullanmak abraşlık (Alaca, sedef) gibi cilt hastalığı meydana getirir” buyurdu (Dârekutnî taharet 1/38 Hadis 2) .

Acur (Cucumis anguria)

Kabakgillerden olup, salatalık’a benzer bir sebzedir. Peygamberimizin (A.S.) acuru yaş hurma ile yediği belirtilir (Kamus 1/79, 1247; K. Ummal 10/28281). Acur, idrar söktürür, mesane ağrılarına karşı faydalıdır. Hz. Âişe (R.A.), acurun yaş hurma ile yenmesinin kilo aldırdığını ifade etmiştir (İbni Mâce 3325; A. Bağdadi 141).

Ayva (Cydonia oblonga)

Peygamber A.S. “Ayva, göğüsteki sıkıntıyı, ağırlığı giderir, gönlü (kalbi) ferahlatıp kuvvetlendirir” buyurmuştur (M. Zevaid 5/45; C. Sağır 2/80; F. Kadir 5/46; K. Ummal 10/28258). Ayvanın kalbi kuvvetlendirdiği ve akciğer iltihabına karşı faydalı olduğu belirtilir (E. Nuaym 61). Ayrıca ayva, idrar arttırır, ishali keser, kusmayı teskin eder. Vücut ısısının düşmesini önler.

Bal

Bal ile alakalı olarak Cenab-ı Hak Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor: “Rabbin, bal arısına, ‘Dağlarda, ağaçlarda ve hazırlanmış kovanlarda yuva yap, sonra her çeşit bitkiden ye; sonra da -bal yapman için- Rabbinin gösterdiği yollardan boyun eğerek yürü’ diye öğretti. Onun karınlarından renkleri çeşit çeşit bir içecek çıkar ki, onda insanlar için şifa vardır. Düşünen bir millet için bunda ibretler vardır” (Nahl, 69).

Peygamberimiz (A.S.) da balın şifa olduğunu şöyle açıklamaktadır: “Üç şeyde şifa vardır. Bal şerbeti içmekte, kan aldırmakta ve dağlama yaptırmakta, fakat ben dağlamayı sevmem” (Müslim, Hadis 71). Bir başka hadislerinde de; “Şifa iki şeydedir. Biri Kur’an okumakta, diğeri ise bal şerbeti içmekte” buyurmuştur (İbni Mâce, Hadis 3457). Yine bal şerbeti ile alakalı olarak şunları ifade etmiştir: “Bal şerbetinden daha üstün bir ilaç bulunmaz” (C. Sağır 2/125). “Bal şerbeti gönlümdeki üzüntüyü, sıkıntıyı giderir ve gözümün görme duygusunu da kuvvetlendirir” (E. Nuaym vr. 131b). Böbrek sancısı ile alakalı olarak da bal şerbetini tavsiye etmiştir: “Böbrek sancısı, böbrekteki sinirdendir. Hareket ettiği zaman sahibini hasta eder. Bu hastalığı ılık su ve bal şerbeti ile tedavi ediniz” (C. Sağır, 2/10). Bir baş hadislerinde; “Doğum yapan kadınlar için yaş hurma, hasta kimseler için ise, bal gibi şifa yoktur” buyurmuştur (K. Ummal, 10/28279). Yine bir defasında: “Sizlere sinameki ve sennût’u (tereyağı, bal, hurma ve kimyon) tavsiye ederim. Zira bunlar, sâm’dan başka birçok derde devadır” buyurunca, ashap: “Sâm nedir? Ya Resulallah!” diye sormuşlar. O da: “Ölümdür” diye cevap vermiştir (İbni Mâce, tıp Hadis 3457). Bal şerbetinin ishali kesmesi ile alâkalı bir vakıa. Bir kimse Peygamber A.S. gelerek, kardeşinin ishale yakalandığını söylüyor. Peygamber A.S. da “Bal şerbeti içir” buyuruyor. Adam sonra gelip”Kardeşime bal şerbeti içirdim, fakat bu onun ishalini arttırdı” demiştir. Peygamber A.S. üç defa tekrarlanan bu soruya “Bal şerbeti içir” buyurmuştur. Adam dördüncü defa geldiğinde Peygamber A.S. yine “Bal şerbeti içir” buyurdu. Adam:” Gerçekten hastaya bal şerbeti içirdim, fakat bu ondaki ishali arttırmaktan başka bir şey yapmadı” dedi. Bunun üzerine Peygamber A.S. “Allah doğru söyler, fakat senin kardeşinin karnı yalancıdır” buyurdu. Adam tekrar bal şerbeti içirdi ve hasta iyileşti (Müslim selâm Hadis 91).

Bal ile gargara yapılırsa, boğaz şişlikleri, boğmaca, bademcik ve boğaz iltihaplarına faydalıdır (Şerhu’l Erbain s.49). Müzmin kabızlıklara, vücudu zayıf olanlara, midesinde hazımsızlık bulunanlara ve zehirlenmelere karşı bal şerbeti fevkalâde faydalıdır (Aselün- Nahl s.149-150,157-158, 168-176).

Balın terkibinde bulunan maddeler ( Karabulut, A. Tbbı-ı Nebevi, 1993):

Su: %18
Meyve şekeri : %40
Üzüm şekeri : %34
Kamış şekeri, arpa şekeri ve diğer şekerler : %0.4
Proteinler: %0.3
Madeni tuzlar: %0.2
Diğer maddeler : %7.1

Yukarıda sayılan özellikleri sebebiyle bal, halk tababetinde çok eski devirlerden beri tedavi edici veya tatlandırıcı olarak geniş oranda kullanılan önemli bir drogdur ( Üçer, 1981; Üçer, 1983).Müshil, midevi, besleyici ve kuvvet verici etkilere sahiptir. Mikrop üremesini önleyici ve yara iyi edici özellikleri de vardır. Bitki droglarının tatlandırılması için karışımlara % 15 oranında bal konur (Ülker, 1964; Baytop, 1984).

Et

Et en kıymetli gıdalardandır. Kur’an-ı Kerim’de et on iki yerde zikredilmiştir. Hayvanlardan bahsedilirken; “Davarlar (Deve, sığır, keçi ve koyunları) da O yarattı. Bunlarda sizin için soğuktan koruyucu yünler ve bir takım menfaatler vardır. Onlardan bir kısmını da yersiniz” (Nahl 5).

Cennet ehli tavsif edilirken de: “Onlara canlarının istediği meyve ve etten bol bol verdik” (Nahl 5). Peygamber A. S. da : “Et, dünya ve ahrette yiyeceklerin efendisidir” buyurmuştur (İ. Mâce etime Hadis 3305). Peygamberimizin (A S.) en çok koyunun kürek etini, ön kolları etlerini sevdiği rivayet edilir. Boyun etinin de hem lezzetli ve hem de hazmı kolaydır. Sırt eti çok gıdalıdır, kan yapar. Nitekim bir hadiste: “En iyi et, sırt etidir” buyrulmuştur. Hayvanların sağ taraf etleri, sol taraf etlerinden daha hafif ve daha üstündür. Et, işkembeden uzaklaştıkça değeri artar (Bağdâdî s.156).

Peygamber A. S. : “Sizlere inek sütünü tavsiye ederim. Zira, ineğin sütü şifa, sütünden elde edilen yağı deva, eti ise derttir” buyurmuştur (C. Sagır 1/51; K. Ummal 10/28209). Sığır eti sert ve kurudur. Bazı hastalıkları meydana getirir. Çok çalışanların haricindekilerin yemesi iyi değildir (İ. Sünni vr.68b). Sığır eti basur hastalığını tahrik eder. Bu bakımdan basur hastalarının sakınması gerekir (L. Ukûl 1/533). Sığır etinin yan etkilerinin karabiber ve tarçın gibi baharatlarla giderilmesi tavsiye edilmektedir. Yaşlı ve zayıf olan sığırların etleri daha zararlıdır. Hazım bakımından özellikle yaşlı kimseler için iyi değildir (Bağdâdî s. 155-157). Dana eti böyle değildir. Hazmedildiği takdirde vücuda güçlü gıda verir. Nitekim Hz. İbrahim’in A.S. misafirlerine semiz dana kebabı ikram ettiğini Kur’an-ı Kerim haber vermektedir (İ. Kayyim s.418; Hûd 69-70; Zâriyât 26).

Yaşlı keçi etinin hazmı iyi değildir. Keçi etinin en iyisi, iki yaşında olanının etidir. Dişi keçinin eti erkeğininkinden daha faydalıdır. Oğlak etinin hazmı kolaydır, kan yapıcı özelliği vardır (İ. Kayyim s.416-418; Bağdâdî s.156-157).

Etlerin en kıymetlisi ve en gıdalısı koyun etidir. En iyisi bir yaşındaki koyunun etidir. Kan yapıcı özelliği vardır (İ. Kayyim s.416-418).

Peygamberimiz A.S. da bir hadislerinde: “Sizden biriniz-çorba yapmak için- et satın aldığı zaman, suyunu çok koysun. Zira-yiyen kimse- çorbanın içinde et bulamaz ise,suyundan içer. Çünkü et suyu, iki etten birisidir” (Tirmizî et’ime Hadis 1832) .

Tavşan eti kabızlık yapar, idrarı söktürür ve böbrek taşlarını parçalar. Tavşan eti kirli kan yapar (Bağdâdî s. 64) .

Balık eti hafıza zayıflığını gidermek için faydalıdır. Sinirler, ilik ve kemik için iyidir. Balık eti, diğer etlerden midede daha çabuk hazmolur (el-Edviyye s. 60-61) .

Hastalar ve hastalıktan yeni kalkmış kimseler için ilk tavsiye olunacak gıda, genelde kuş etidir (el-Edviyye s. 58) . Peygamberimiz A.S., Cenab-ı Hakk’ın, mü’minlere Cennette kuş ikram edeceğini belirtmektedir: ”Gerçekten sen Cennette bir kuşa bakar ve onu arzu edersin, hemen o kuş kızartılmış kebap olarak önüne gelir” (İ. Kesir 4/287) . Tavuk eti de kuş eti grubundandır. Tavuk eti, mideye hafif gelir, hazmı kolaydır. Zekayı güçlendirir ve meniyi arttırır, sesi iyileştirir. Kan yapıcı özelliği vardır.

Et en kuvvetli gıdalardandır. Vücudu şişmanlatır. Et yemek gönüle ferahlık verir. Diğer taraftan, et romatizma, tansiyon yüksekliği ve böbrek iltihabı gibi hastalıklar için zararlıdır. Mafsal ve romatizma ağrılarını arttırır (El –Edviyye s. 46, 52).

Zeytin (Olea sativa):

Zeytin kelimesi Kur’an-ı Kerim’de 6 yerde geçmektedir. Cenab-ı Hak: ”İncir’e, zeytin’e, Tûr-i Sinâ’ya ve şu emin beldeye (Mekke’ye) yemin ederim ki, gerçekten biz insanı en güzel bir şekilde yarattık” buyurmaktadır (Tîn 1-4) .

“(Yine sizin için) Tûr-i Sinâ’da yetişen bir ağaç meydana getirdik ki, bu ağaç hem yağ (Zeytin yağı) ve hem de yiyenlerin ekmeğine katık edecekleri (Zeytin) verir (Mü’minun 20).

Zeytin mideyi kuvvetlendirir, cinsi istek ve arzuyu tahrik eder, ağız kokusunu giderir (Bağdadi s.115). Peygamber A.S. “Sizlere zeytinyağı tavsiye ederim. Hem yiyiniz ve hem de onunla yağlanınız. Zira zeytinyağı bâsur hastalığı için şifadır” buyurmuştur (C. Sağır 2/54;F. Kadir 4/349;M. Zevaid 5/100;Ramuz s. 318, Bağdâdî s. 115;K. Ummal 10/28295). Bâsur hastalığı için zeytinyağının çiğ olarak içilmesi ve bâsur memelerine sürülmesi tavsiye edilmektedir (Bağdâdî s. 115) .

Zeytinyağı cildi yumuşatır, saçların beyazlaşmasını geciktirir. Zeytin yağı, sürülen organı kuvvetlendirir (İ. Kayyim s. 366; Bağdâdî s. 114) . Zeytinyağı, tedavi sırasında ağızdan alınır veya lavman olarak makattan verilir, ya da merhem gibi yaralara veya bütün cilde sürülür. Zeytinyağının, adale ve mafsallara sürülerek ovuşturulması faydalıdır. Zeytinyağı, cilt hastalıkları için de faydalıdır (Bağdâdî s.114) .

Zeytinyağı, oleik asit gliseritlerini %75 oranında bulundurur. Ayrıca A ve E vitaminlerini ihtiva eder (Okay,1944; Baytop, 1984) . Zeytinyağı, damar sertliği, peklik, ülser, karaciğer ve romatizma hastalıkları ile böbrek taşları ve kuma karşı faydalıdır. Tansiyon düşürücü özelliği vardır (Acartürk, 1996).

İncir (Ficus carica):

İncir, besleyici gıda olup hazmı kolaydır. Meyvelerin çoğundan daha gıdalıdır.

Cenab-ı Hak Kur’an-ı Kerim’de: ”İncir’e, zeytin’e, Tûr-i Sinâ’ya ve şu emin beldeye (Mekke’ye) yemin ederim ki, gerçekten biz insanı en güzel bir şekilde yarattık” buyurmuştur (Tîn 1-4) .

İncir, Öksürük için faydalıdır. Boğaz, göğüs ve gırtlak sertliğini giderir. İdrarını yapamayanlar için faydalıdır. Gözeneklerdeki tıkanıklığı giderir. Böbrek taşlarını ve mesâneyi temizler. Bâsur hastalığı ile mafsal ve eklem ağrıları için tavsiye edilmektedir (Bağdâdî s. 79-80; K. Ummal 10/28280, 28307) . İncir süt içinde kaynatılıp içilirse, çiçek ve kızamık hastalıklarına karşı faydalıdır.

Bir hadiste de: “Her kim kalbinin rahat çalışmasını isterse, incir yemeye devam etsin” buyrulmuştur (C. Sağır 2/80).

Sirke

Sirke, hurma, şeker, bal, incir ve üzüm gibi meyvelerin şırasının çıkarılıp ekşitilmesiyle elde edilir. Sirke, gıda maddesi olarak kullanıldığı gibi, temizlikte ve hekimlikte de kullanılmıştır. Peygamber A.S. bir hadislerinde: “Sirke ne güzel bir katıktır. Allahım! Sirkeyi bereketlendir. Zira sirke benden önceki peygamberlerin de katığı idi. İçinde sirke bulunan ev, katık sıkıntısı çekmez” buyurmuştur (İ. Mâce et’ime Hadis 3318) .

Sirke, iştahı açar, iltihaplı mideye faydalıdır, zehirleme yapan ilâçların zehrini giderir, vücutta katılaşan kanı inceltir ve çözer. Dalağa faydalıdır. Sıcak olarak ağızda gargara yapılırsa, diş ağrılarına karşı faydalı olup, diş etlerini de kuvvetlendirir (Bağdâdî s. 106) . Sirke, parmakların uçlarında ve tırnak diplerinde meydana gelen dolama, egzama, ateşli şişlikler ve ateş yanığına karşı faydalıdır (İ. Kayyim s.354-55) .

Sirke temizlik maddesi olarak da kullanılmıştır. Elbisedeki mürekkep ve benzeri lekeleri sudan daha iyi çıkarır (İ. Meâlimü’s Sünen 1/96).

Çörek otu (Nigella arvensis):

Düğünçiçeğigiller ailesinden otsu bir bitkidir. Bunun susam büyüklüğündeki siyah tohumları bu adla anılır. Börek ve pasta üstlerine çeşni için konur. Bu tohumların yağı da çıkarılır. Çörek otu, özellikle soğuktan ileri gelen hastalıkların tedavisinde kullanılmıştır. Pek çok hastalık için şifa kaynağı olarak gösterilmiştir.

Peygamberimiz A.S. : “Sizlere şu çörek otunu tavsiye ederim. Zira bunda, ölümden başka bir çok hastalık için şifa vardır” buyurmuştur (Buhari tıp 7/14). Yine bir başka hadislerinde de buna işaret etmiştir: “Bilmiş olunuz ki, mantar göz ilâcıdır. Medine’nin acve isimli hurması ise cennet meyvelerindendir. Tuz ile karıştırılmış çörek otu ise, ölümden başka bir çok hastalık için şifadır” (Müsned 5/346) .

Enes İbni Mâlik (r.a.) : “Peygamber A.S. hastalandığı zaman, ağzına bir avuç çörek otu atar, üzerine de su (Zemzem suyu) veya bal şerbeti içerdi” demiştir (Râmuz s. 525) .

Çörek otu, şişkinliği, midenin suyunu alır. Çörek otu baş ağrısına, yarım baş ağrısına, baş dönmesine, unutkanlığa yüz ve ağız felçlerine karşı faydalıdır (Bağdâdî s. 89) .

Çörek otu havanda dövülüp bal ile macun yapılarak ılık su ile içilirse, böbrek ve mesâne taşlarını eritir, birkaç gün devamlı alınırsa idrarı, âdet kanamasını ve sütü arttırır.

Çörek otu yağı, deri kavlaması (sedef hastalığı)’, sivilce ve siğiller için tavsiye edilir. 4-5 gram içildiği zaman nefes darlığına iyi gelir. Havanda dövülmüş çörek otunun, sirke ile karıştırılıp macun yapılarak abraş (Alaca) ve mantar gibi hastalıklar için cilde sürülmesi faydalıdır (İ. Kayyim s. 347-49).

Peygamberimiz A.S.’ın çocuğunun Sâr’a hastalığından şikayetçi bir kadına, çörek otu tavsiye ettiği nakledilir (Fâik 3/330) .

Üzüm (Vitis vinifera) :

Üzüm hem gıda ve hem de hekimlikte kullanılmıştır. Meyveler içinde en üstün ve en çok gıdalı olanlarındandır. Meyvelerin kıralı olan üç yiyecekten biridir. Bunlar; hurma, incir ve üzümdür (İ. Kayyim s. 262, 387-88). Yaş ve kuru halde yenir. Kur’an-ı Kerim’de on bir yerde üzümün adı geçmektedir. Bir âyet-i Kerime’de “Hurma ağaçlarının meyvelerinden ve üzümlerinden şerbet, şıra (meyve suları, meyve şekeri, bal) ve güzel rızk elde edersiniz. Düşünen bir millet için bunda bir ibret vardır” buyrulmuştur (Nahl 67).

Üzüm hazmı kolaylaştırır ve kabızlığı giderir. Bâsura, böbrek taşlarının düşürülmesine ve mafsal ağrılarına karşı faydalıdır. Karaciğeri takviye eder. Zayıflara ve hastalıktan yeni kalkmışlara üzüm yemeleri tavsiye edilir (el-Edviyye s. 118).

Peygamberimizin A.S. meyveler içerisinde üzüm ve karpuzu sevdiği belirtilir (Süyûtî vr. 22a) . Kuru üzümün sinirleri kuvvetlendirdiği, yorgunluğu giderdiği , ağız kokusunu güzelleştirdiği, balgama karşı faydalı olduğu belirtilir (K. Ummal 10/28268) .Kuru üzümün hafızayı da geliştirdiğine işaret edilmiştir. Nitekim İmam Zührî (r.a.) bu hususta şöyle demiştir: “Her kim hadis ezberlemek isterse, kuru üzüm yesin.”

Karpuz (Citrillus vulgaris):

Kabakgiller ailesinden olan karpuz, hararet giderici olarak alınır. Hz. Aişe (r.a.), peygamberimizin karpuzla yaş hurmayı birlikte yiyip şöyle dediğini nakleder: “ Hurmanın hararetini karpuzun soğukluğu ile, karpuzun soğukluğunu da hurmanın harareti ile kırıp gideriyoruz” (E. Davud et’ime Hadis 3836) .

Karpuz ve kavun, mideyi ve bağırsakları temizler, idrarı arttırır,böbrek ve mesane taşlarını eritir. Cinsi münasebet gücünü arttırır, cildi güzelleştirir. Karpuzun yemeklerden önce yenmesi tavsiye edilmektedir. “Karpuz yemeklerden önce yenirse,organları temizler ve hastalığı siler götürür. Eğer yemeklerden sonra yenirse, kusma meydana gelir” (İ. Kayyim s.337) .

Kekik (Thymus vulgaris):

Ballıbabgillerden bir bitkidir. Çiçekleri, tomurcukları ve sapı baharat olarak kullanılır. Bazı türlerinin çiçekli, ve yapraklı dallarından damıtma usulüyle kekik yağı elde edilir. Yapraklı dalları çay olarak da içilir. Güzel ve hoş kokusu vardır. Peygamberimiz bir hasislerinde. “Evlerinizi- zaman zaman- akgünlük, yavşan, kekik ve gelin çiçeği gibi güzel kokulu otlarla tütsülendiriniz” buyurmuştur (Râmuz s.243).

Kekik, midedeki gazı çıkarır, mide ve karaciğer üşütmelerine karşı faydalıdır. Şişkinliği giderir, ağır yemekleri hazmettirir. Şehveti tahrik eder, koklanması nezleye iyi gelir (Bağdâdî s. 124) . Ayrıca, İdrarı ve adet kanamasını arttırır. Gözlerin görme duyusunu keskinleştirir, hafızayı kuvvetlendirir. Yılan ve akrep sokmalarına karşı, bal ile karışık kekik macunu bol olarak yenirse, yılan ve akrebin zehrini tesirsiz hale getireceğine işaret edilmektedir (el-Mutemed s.285-287).

Kekik yağı, ağız yoluyla alındığında akciğer ve göğüs hastalıkları için gayet faydalıdır. Safrayı arttırır ve bağırsak kurtlarını düşürür.

Pırasa (Allium porrum):

Pırasa et ile pişirilirse etin yağını alır. Vücutta kötü sıvılar meydana getirir, gözü zayıflatır. Tansiyonu düşürür. Hazmı zordur. Ağızda kötü koku hasıl eder.

Peygamberimiz A.S., huzuruna gelen bir cemaatte pırasa kokusunu hissetti ve onlara: “Bu sebzenin yenilmesini ben size yasak etmedim mi? Çünkü insanların rahatsız oldukları şeylerden melekler de rahatsız olurlar” buyurdu (İ. Mâce et’ime Hadis 3365) .

Sarımsak (Allium sativum):

Bu bitkinin toprak altındaki baş kısmı hem yenir ve hem de baharat olarak kullanılır. Hoşa gitmeyen bir kokusu vardır. Hadis-i Şeriflerde soğan ve sarımsağa “habis” hoşa gitmeyen şey denilmiştir. Nitekim Peygamber A.S.: “Her kim şu kötü kokulu (habis) bitkiden (sarımsaktan) yerse, ağzının kokusu gidinceye kadar mescidimize gelmesin” buyurmuştur (Müslim Hadis 76) . Yine bezer bir hadiste buna temas edilmiştir: “Her kim soğan veya sarımsak yiyecek olursa, (Kokusu gidinceye kadar) yanımıza ve mescidimize yakın olmasın, evinde otursun” (Buhârî, ezan 1/207).

Sarımsak, haşarat sokmalarında dövülüp macun haline getirildikten sonra yılan ve akrebin soktuğu yerlere merhem gibi sürülürse zehiri çeker ve vücudu ısıtır. Bu sebeple soğuktan meydana gelen şişliklere karşı da panzehir olarak kullanılır. Sarımsak şişkinliği giderir, hazma yardım eder. Kan dolaşımı aksaklıklarını giderir. İdrar ve balgam söktürür. Kanser tümörlerinin büyümesini önler. Sarımsak bal ile macun yapılır alaca hastalığının tedavisi için cilde sürülürse faydalıdır (İ. Kayyim 345) . Sarımsak koruyucu olup, gıdaların bozulmasını önler. Hz. Ali (r. A.), sarımsağın bir çok hastalık için şifa olduğunu söylemiştir (Müntehabü’t-Tıbbı Nebevî li Ebî Nuaym vr. 60b) .

Sarımsağın zararlı tarafları da vardır. Baş ağrısı yapar, dimağa ve gözlere zarar verir. Görme gücünü ve cinsel arzuyu zayıflatır.

Kimyon (Cuminum cyminum):

Maydonozgillerden otsu, güzel kokulu bir bitkidir. Tohumlarıyla birlikte bu adla anılır. Kurutularak baharat olarak kullanılır. Geçmişte hekimlikte de faydalanılmıştır.

Peygamber A.S. bir hadislerinde: “Sizlere sinameki ve sennûtı (tereyağı, bal ve kimyon) tavsiye ederim. Zira bunlar Sâm’dan başka her derde devadır” buyurunca, oradaki sahabeler tarafından: “Sâm nedir, ya Resûlallah?” diye sorulduğunda, Peygamber A.S.: “Ölümdür” diye cevap vermiştir (İ. Mâce tıp Hadis3457) .

Kimyon iştahı açar, sindirimi kolaylaştırır, mide ve bağırsaklardaki şişkinliği ve ağız kokusunu giderir. Kimyon, bal ve şeker ile şerbet yapılacak olursa, bağırsak ve kulunç ağrılarına iyi gelmektedir. Kimyon, İdrarı ve sütü arttırır. İdrarı zor yapanlara tavsiye edilmektedir. Karaciğer için faydalıdır. Kimyon diş ağrılarına ve diş etlerindeki inmeye karşı da faydalıdır (Bağdâdî s.147-148) .

Süt:

Sütün terkibinde sodyum, potasyum, kalsiyum, magnezyum, fosfor, bakır kükürt ve klor gibi madeni tuzlar ile protein, şeker ve yağ gibi besinler mevcuttur. Bu bakımdan süt hem yiyecek ve içeceklerin yerini tutan iyi bir gıda maddesi ve hem de bir çok hastalık için şifadır. Cenab-ı Hak sütü, Kur’an- Kerim’de muhtelif âyetlerde zikretmiştir.: “...Hayvanlarda da sizin için alınacak dersler ve öğütler vardır. Sizlere hayvanların bağırsak muhteviyatı ile kan arasından meydana gelen, içenlere halis ve içimi kolay süt içiriyoruz” (Nahl 65-66) . “Hayvanlarda da sizin için muhakkak ki ibretler vardır. Onların (Yedikleri bitkilerden) karınlarında meydana getirdikleri sütten size içiririz. Onlarda sizin için daha bir çok faydalar vardır, ayrıca etlerini de yersiniz” (Mü’minûn 21). Yine bir başka âyet-i Kerime’de: “... Bu hayvanlarda onlar için içilecek sütler ve daha nice faydalar vardır. Hala şükretmezler mi?” buyrulmaktadır (Yâsin 72-73) .

Peygamber A.S. da : “Yüce Allah bir kişiye süt ikram ederse o kimse (Sütü içeceği zaman): “Allahım bize bu sütü bereketli kıl, bize daha çok süt ver!” diye dua etsin. Çünkü yiyecek ve içeceklerin yerini tutan, açlığı ve susuzluğu gideren, sütten başka bir gıda bilmiyorum” demiştir (İ.Mâce et’ime Hadis 3322) . Yine bir başka hadislerinde: “Sizlere inek sütünü ve sütünden meydana gelen yağını tavsiye ederim. Etinden ise sakınınız. Zira sütü ve yağı deva, eti ise derttir” buyurmuştur (C. Sağır 1/51) . Bir diğer hadislerinde de inek sütünün şifa olduğuna işaret etmiştir: “İnek sütü ile tedavi olunuz. Çünkü ben yüce Allah’ın bunda şifa yarattığı kanaatindeyim. Zira inek her çeşit ottan otlamaktadır”(K. Ummal 10/28208) .

Umumiyetle süt, insan bedeni için en faydalı bir içecektir. Çünkü hem gıda verir, hem kan yapar. Vücudu temizler, cinsi münasebet gücünü arttırır. Zekayı geliştirir. Süt her türlü zehirlenmeye karşı bir panzehirdir. Bal ile şerbet yapılıp içildiği zaman yılan ve akrep sokmasına karşı iyi gelir (F. Kadir 4/348) . Süt, bazı hastalıklar ve hastalıktan yeni kalkanlar ile hamile ve emzikli kadınlar için gayet faydalıdır. Aşırı yorgunluk ve halsizlik için iyi bir ilâçtır (el-Edviyye s.34-37) .

Süt, safradan meydana gelen hastalıklar için iyi değildir. Bazı sütler, özellikle soğuk içildiği zaman gaz yapar. Süt ağır bir gıda olduğu için herkes buna tahammül edemez. Bilhassa koyun sütü daha ağırdır. Böyle yağlı sütlerin içerisine bir miktar su katılması, içimini hafifletir. Nitekim Peygamber A.S.’ın, koyun sütünü içerken bir miktar su karıştırdığı nakledilir (Buhari eşribe 6/245-47) .

Sütlü bulamaç

Sütlü bulamaç, arpa veya buğday ununa yağ ve süt karıştırılarak ateş üzerinde yapılan bir nevi çorbadır. Sütlü bulamaç olarak da bilinir (İ. Kayyim s.190-191) . Bazen bu karışıma bal da ilâve edilir. Sütlü bulamaçla alakalı peygamberimizin A.S. muhtelif hadisleri vardır: “Gerçekten sütlü bulamaç hastanın midesini kuvvetlendirip rahatlatır. Bazı üzüntülerini de giderir” (Buhari tıp 7/14) . “Gerçekten sütlü bulamaç, üzüntülü ve kederli kimsenin midesinin kuvvetlendirip rahatlatır. Sizlerden birinin yüzündeki kiri su ile yıkayıp temizlediği gibi, bu sütlü bulamaç da hastanın gönlünden üzüntü ve kederi öylece giderir” (İ. Mâce tıp Hadis 3445). Hz. Âişe (r.a) da: “ Peygamber A.S. aile fertlerinden bir kimse hastalandığı zaman, sütlü bulamaç çanağı ateşin üzerinden inmezdi. Taki hasta iyileşince veya ölünceye kadar” demiştir (İ. Mâce tıp Hadis 3446 ) . Yine Hz. Âişe (r.a.) şöyle demiştir: “Bir defasında göğsümde bir sertlik ve başımda bir ağrıdan dolayı, Peygamber A.S. ‘a şikâyette bulundum. O “: ” Ey Âişe! Sana
sütlü bulamacı tavsiye ederim. Zira sütlü bulamaç bu şikayetlerinizi gidericidir” buyurdu (Müntehabü’t Tıbbı Nebevi 34a) .

Sinameki (Cassia acutifolia):

Baklagillerden bir bitkidir. Mekke’de yetişen türü meşhur olduğu için Mekke Senâsı anlamına gelen bu kelime, halk dilinde Sinameki olarak kullanılmıştır. En büyük özelliği, müshil olarak kullanılmasıdır. Yan etkisi yok denecek kadar azdır. Yaprakları kurutularak değerlendirilir. Az miktarda alınması halinde mide ve bağırsakları yumuşatır. Fazla miktarda alınırsa ishal eder (Şerhu’l-Erbain s.60; İ. Kayyim s.145) .

Peygamber A.S.’ın hanımlarından Ümmü Selem (r.a.), bir defasında kabızlığı gidermek için sütleğen sütü içmişti. Bunun üzerine Peygamberimiz A.S.: “Sakın bir daha kullanma! Zira sütleğen hararet verici ve zehirleyicidir. Sizlere sinameki, yağ, bal ve kimyonu tavsiye ederim. Çünkü bunlar ölümden başka bir çok hastalık için şifadır” buyurmuştur (Tirmîzî tıp Hadis 2081) . Peygamberimizin A.S. sinamekiyi hurma ile birlikte kullandığı belirtilmektedir (M. Ledüniyye).

Mantar:

Mantarın hazmı zordur, mideye ağırlık verir, kulunç ağrısı meydana getirir, idrarı zorlaştırır, kirli kan yapar. Ancak, göze sürme çekildiği zaman gözün görme duyusunu kuvvetlendirir. Mantar suyu, normal su ile karıştırılıp başa sürüldüğünde, saç dökülmesine karşı faydalıdır (Şerhu’l-Erbain s. 56; Dımeşkî s. 65; Aynî 8/466) .

Mantarla alâkalı olarak peygamber A.S.: “Sizlere yaş mantarın suyunu tavsiye ederim. Zira o, İlâhî bir kudretle kendiliğinden biten bir bitkidir. Suyu ise göz hastalığına karşı şifadır” buyurmuştur (Tirmîzî tıp Hadis 2069) .

Mantar suyunun sürme ile macun yapılıp göze sürme çekilmesiyle en iyi göz ilâcının yapılmış olacağı, bununu; göz kapaklarını güçlendireceği, gözün görme gücünü arttıracağı belirtilir (İ. Kayyim s. 410) .

Bazı bitkilerin ve gıdaların Kur’an’da ve hadiste tavsiye edilmesinin hikmetleri:

Bunun pek çok sebebi olabilir. Evvel emirde insanlığa, hastalıklardan kurtulmak için tedavî yollarını ve şeklini gösteriyor. Cenab-ı Hakk’ın Şâfî ismini gösterecek tıp ve eczacılık ile kimya ve biyoloji gibi ilim sahalarının yoluna işaret ediyor. İnsanları ilme ve araştırmaya sek ediyor. İnsan sağlığının ehemmiyetini nazara veriyor. Bitkilerin meyve, çiçek, yaprak ve köklerinin, insanın çeşitli ihtiyaçlarına cevap vermesi, kâinatla insan arasındaki münasebeti ortaya koyuyor. Bir başka ifade ile, mideyi kim tanzim edip yaratmışsa, ona uygun besinleri de yine O’nun yarattığını belirtiyor.

İslâm âleminin ve Osmanlıların bitkilerle tedaviye yaklaşımları:

Gerek İslâm âleminde ve gerekse Selçuklular’la Osmanlılar dönemlerinde, bitkilerle tedavi hususu genelde tıp ilmiyle birlikte değerlendirilmiştir. İslâm âleminde özelikle Araplar’da tıbbî bitkilerin hangisinin ve hangisinin zehirsiz olduğunu ayırt etmek için hayvanlardan istifade etmişlerdir. İlk defa tedavi pratiği eczacılıktan ayrılarak ilâçlar bilimi ortaya konmuştur. Sekizinci yüzyılda Cabir İbni Hayyam, Abu Nadir İbni Şumayl ve Abu Zeyd el-Anşari ve İbni el-Sıkkit, bitkierin ismleri, morfolojik yapıları ve kullanım alanları üzerinde durmuşlardır. Yine bu devirde Abu Said el-Aşmai’nin Kitab el Nebat vel Şecer (Bitki ve ağaçların kitabı), benzer konuları ihtiva ediyordu.

Dokuzuncu yüzyılda özellikle bitkilerin tıbbi yönleri üzerinde durulmuştur. Ali İbni Rabban el-Tebari’nin Firdevs el-Hikmet (Aklın Cenneti) adlı eseri ve Ebu Hanife el-Dinavari’nin Kitap el-Nebat (Bitkiler Kitabı) adlı eserinde bu konular yer alır.

Onuncu yüzyılın başında Türk bilim adamı meşhur İbn-i Sina (980-1037) yüzden fazla ilmî eser bırakmıştır. En büyük eseri 3 ciltlik “Alkanun-fittıb” tır. Onun bu eserinde 900 den fazla tıbbî bitki, hayvani ve inorganik menşeli ilâç yer almaktadır. İbn-i Sina , 7 bölümlük Tabiat Tarihi ve Şifa kitabında bitkilerin farmokolojik yönlerini incelemiştir. O zaman Müslümanlar 1600’den fazla tıbbî bitkiyi bilmekte idiler (Hayati Zade Mustafa Fevzi Efendi -Ölümü 1740-, Bitkilerin tıbda ilaç olarak kullanılmaları, terkipleri, alınma şekilleri ve ölçü sistemi; Tatlı, Â. Genel Biyoloji, 2000, s. 244; Makaklı, B. Şifalı Bitkilerle Tedavi (Tercüme), İstanbul, 1990) .

On üçüncü yüzyılda Endülüs’te yetişen İbnü’l Baytar, Basit İlâçlara ve gıdalara İlişkin Bütün Bilgiler (Kitab’ül-Câmi’li Müfredeti’l-Edviye ve’l-Agdiye) adlı kitabında minerallerden, bitkilerden ve hayvanlardan yapılan 1400 ilâcı, Yunan ve İslâm kaynaklarına dayanarak tanıtmıştır. Bunlardan 300 tanesi tamamen kendisine hastır ve ilk defa vermiştir (Tekeli, S. ve ark. Bilim Tarihine Giriş,1999) .

Osmanlılar devrinde özellikle tıbbî tedâvî ile ilgili olarak, İshak ibni Murat, Hacı Paşa, İbni Şerif ve Hekim Nidâî ön plâna çıkmaktadır (Tekeli, S. ve ark. Bilim Tarihine Giriş,1999) .

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Okunma sayısı : 100.000+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun