İslam'ın masonluğun projesi olduğu iddiasına ne dersiniz?

Tarih: 12.02.2019 - 20:02 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Almanya'daki bazı misyonerler, İslam'ın -haşa- masonlukla alakalı olduğunu, 30. dereceden Mason olanların -haşa- Allah’a taptıklarını, Hilal ve Yıldızlı fes giydiklerini iddia ediyor. Bunlar kafamı çok karıştı, bunların yanlış olduğunun delili nedir?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Dünyadaki sömürü düzenini kuran ve sözüm ona milletler ve inançların üstünde çalışan üst akla hizmet eden sapkın sistemlerinden bir tanesi ve belki en önemlilerinden biri olan masonluğun ve benzerlerinin saldıracağı, fitnelerle tahrif etmeye çalışacağı din elbetteki İslam olacaktır. Bunda şaşılacak bir şey yoktur, onlar işlerini yapıyorlar.

Zaten onun için, İslam topraklarında Tanzimat dönemi ve hatta evvelinden fitneler, fesatlar, çarpık sözde İslami inanış şekilleri ortaya çıkmış, nefisler körüklenmiş, din, diyanet, hilafet evvela rayından çıkarılmış, sonra da gereksiz diye ortadan kaldırılmış, İslam birliği parçalanmış, birbirlerine düşman olsunlar diye nefislerine tapan birkaç gafil zümreye İslam devletleri teslim edilmiş ve bugünkü feci durum ortaya çıkmıştır.

Bütün bunları yapan üst akıl ve onların hizmetinde olan masonlar gibi menfaat grupları ve onların yardakçılarıdır.

Ve elbette Allah yolundan yavaş yavaş saparak bunlara müstahak olan İslam aleminin de bu konuda günahı yok değildir.

Ancak unutmayalım ki:

“Muhakkak ki Allah katında yegâne din, İslâm’dır! Kendilerine kitap verilenler, ancak kendilerine ilim geldikten sonra aralarındaki hasetten dolayı ihtilafa düştüler. Artık kim Allah’ın ayetlerini inkar ederse, artık şüphesiz ki Allah, hesabı pek çabuk görendir.” (Al-i İmran, 3/19)

Ve gene unutmayalım ki, Allah’ın dini galip gelecektir. Ama bizimle mi olacak başka bir kavimle mi olacak, işte bunu bizim tutumumuz belli edecektir:

“Ey iman edenler! Sizden kim di­ninden dönerse bilsin ki, Allah ileride on­ların yerine öyle bir kavim getirir ki, O onları sever ve onlar da O’nu se­ver­ler; o bahtiyar insanlar mü­min­lere karşı alçak gönüllü, kâfir­le­re kar­şı şiddetlidirler! Allah yolunda ci­had ederler ve hiçbir dil uza­tanın kınamasından korkmazlar! İşte bu, Allah’ın bir ihsanıdır ki, onu kendi lüt­fundan rızasına yönelen kul­la­rın­dan dilediğine verir. Çünki Allah, Vâsi, ihsanı bol olandır, Alîm, hakkıyla bilendir."

"Sizin dostunuz ancak Allah’tır, O’nun Resûlüdür ve Allah’ın emrine boyun eğen kimseler olarak namazı hakkıyla eda eden ve zekâtı veren müminlerdir."

"Böylece kim Allah’ı, peygamberini ve iman edenleri dost edinirse, artık şüphesiz ki galip gelecek olanlar, ancak Allah’ın taraftarlarıdır."

"Ey iman edenler! Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden, dininizi alaya ve eğlenceye alanları ve kâfirleri dostlar edinmeyin! O halde gerçek mümin kimseler iseniz, Allah’tan sakının!” (Maide, 5/54-57)

Yani, Allah katındaki yegane dinin İslam olması ve İslam’ın muhakkak galip gelecek olması bize şunu gösterir:

Hz. Âdem’den Hz. İsa’ya, Hz. Nuh’tan Hz. İbrahim’e, Hz. Yakub’tan Hz. Musa’ya kadar ve tabi ki en sonunda Hz. Muhammed’in tebliğ ettiği dinin adı İslam’dır.

İslam peygamberi olan sadece Hz. Muhammed (asm) değildir. Kur'an’da sayılan ve sayılmayan bir rivayete göre 124.000 peygamberin tebliğ ettikleri din hep aynıdır ve İslam’dır. Hz. Musa da Hz İsa da diğer hepsi İslam peygamberleridir.

Hepsi iman hakikatlerinin tamamını birebir aynısıyla tebliğ etmişlerdir, yani; “Allah’ın varlığı ve birliğine, peygamberlere, kitaplara, meleklere, ahiret hayatına ve kadere iman konuları hep aynı şekilde ilahi mutlak irade tarafından peygamberleri aracılığıyla tebliğ edilegelmiştir.”

İlahi hikmet, peygamberleri aracılığı ile kavimlerden, o gün yaşadıkları toplumun sosyal ve coğrafi şartlarına göre az-çok farklı şeriatlara tabi olmalarını istemiş.

İnsanlık tekâmül edip bölgesel farklılıklar makul bir seviyeye geldiğinde ise Cenab-ı Hak, insanların tahrif ettikleri iman hakikatlerini son defa bildirmek ve tabi olacakları nihai şeriatı onlara açıklamak ve uygulayarak göstermek amacıyla Hz. Muhammed (asm)'ı Son Peygamber, Kur'an’ı da Son Kitap olarak inzal etmiş ve bunlara tabi olunmayı da kıyamete kadar farz kılmış.

İnsanlar ne yaparsa yapsınlar, ne kadar fitne ve fesada düşseler Allah’ın koruması altında olan bu Kitap, Allah’ın dininin muhakkak galip geleceğini beyan etmektedir. Zaten bütün peygamberler devrinde de Hazret-i Muhammed (asm)’den günümüze kadar da aynen böyle olmuştur.

İslam dininin aslı ve özü olan Kur'an ve Sünnet tamamen Allah’ın kontrolünde tebliğ edilmiş ve böylece de kök tutmuştur.

Buna dünyalık menfaatleri için, riya ile kafa karıştırmak amacıyla veya başka fitne ve fesat amacıyla karışık fikirler sokmaya çalışanlar olmuştur, olmaktadır ve kıyamete kadar da olacaktır. Zaten şeytanın işi de budur. Müminlerin imtihanı da bunu fark edip şeytanın ve avanelerinin tuzağına düşmemektir.

Masonların ve benzerlerinin "Allah’a inanıyoruz" demelerine niçin şaşırıyoruz?

Şeytan da Allah’ı inkar ediyor değil ki! Ene’si, yani egosu o kadar yüksek ki o kadar kibirli ki, kendini bir halt zannediyor ve yaratanına dikleniyor.

O’na inanıyor ama işine geldiği şekilde, O’nun emrettiği şekilde değil. Şu ayetler de bu âdeta şeytanlaşmış ve ona bilerek veya bilmeyerek uşaklık eden kişilere hitap ediyor:

“Muhakkak ki Allah’ın indirdiği Kitab’ı gizleyip de onu az bir fiyata satanlar yok mu; işte onlar, karınları dolusu ateşten başka bir şey yemiyorlar! Allah da kıyamet günü onlarla ne konuşur, ne de onları temizler! Ve onlar için pek elemli bir azap vardır.” (Bakara, 2/174)

“Allah’ın âyetlerini az bir bedel karşılığında sattılar da insanları O’nun yolundan men ettiler. Muhakkak ki onların yapmakta oldukları ne kötüdür!” (Tevbe, 9/9)

Oysa Allah bize Kur'an'da baştan sona hülasaten diyor ki;

“İşte Kitab'ım, İşte Peygamber'im! Kitabımdakileri uygulamasıyla size o göstermektedir. Benim dinim budur. Kuran ve Sünnete uyarsanız kurtulursunuz, uymazsanız yanarsınız. Ötesini keyfiniz bilir!”

İşte şeytana farkında olarak veya olmayarak hizmet eden şeytanın uşakları "Allah’a inanıyoruz." derken, aslında sadece ret edemedikleri bir yaratıcıya inanıyorlar. Onların “Allah” dedikleri, Kur'an’da kendisini isim ve sıfatlarıyla tanıtan “Allah” değildir.

Zaten peygamberlere ve kitaplara ya inanmıyorlar ya da gelmişler gitmişler, işleri ve vazifeleri bitmiş o devirler geçmiş diyorlar, “Esatirü’l-evvelîn” yani “eskilerin masalları” diyorlar.

Bu ifade binlerce yıllık bir ifade, sadece bugüne ait değil.

Kur'an'da Enam 6/25; Enfal 8/31; Nahl, 16/24; Müminun 23/83; Furkan 25/5; Neml 27/68; Ahkaf 46/17; Kalem 68/15; Mutaffifin 83/13’te kafirlerin “eskilerin masalları” diyerek attıkları iftiralara kuvvetli bir şekilde dikkat çekiliyor.

Masonlar ve benzerleri kendi nefislerine göre kurdukları inanç düzenine de “deizm” diyorlar. Müslüman ülkede yaşadıkları için de özellikle fitne çıkarmak için “Allah’a inanıyoruz.” diyorlar. Ama aslında inandıkları sadece bir yaratıcının varlığı. Ötesi tamamen kendi nefislerine göre. Allah Kur'an’da bunlara hitaben ne güzel buyurmuş:

“De ki: 'Eğer iddianızda doğru kimseler iseniz, o hâlde Allah katından, bu ikisinden, Kur'an'dan ve Tevrat'tan, daha doğru bir kitap getirin de ben ona uyayım!' Fakat sana cevap veremezlerse, artık bil ki onlar ancak nefislerinin arzularına uymaktadırlar. Halbuki Allah’tan bir yol gösterici olmaksızın, nefsinin arzusuna uyandan daha sapık kimdir? Şüphe yok ki Allah, o zalimler topluluğunu hidayete erdirmez.” (Kasas, 28/49-50)

İslam batılla uğraşmaz; hakkı söyler, isteyen alır isteyen de kendi batılında boğulur gider.

Dolayısıyla bütün bunlara, kafirlik de müşriklik de münafıklık da diyebiliriz; hepsinden hisseleri vardır. Bu tarz insanlara bakın Allah nasıl hitap ediyor:

“Ey iman edenler! Müşrikler ancak bir pisliktir…” (Tevbe, 9/28)

Bunların uydurdukları saçma sapan tezler, sadece imanı kavi olmayan kardeşlerimizin kafalarını karıştırmaktan, Müslümanlar arasına fitne sokmaktan öteye bir şeye hizmet etmiyor. Aman bunların tuzağına sakın düşmeyelim.

Zaten Ümmet-i Muhammed 21. yüzyıldan başlamak üzere, özellikle bizim topraklarımızda uyanmaya başlamıştır; narkoz verilen aslan yavaş yavaş kendine gelmektedir, çakalların ve leş kargalarının telaşı ve iyice azıtmaları da bundandır.

Öte taraftan, kafaya yıldızlı hilalli fes takmakla Müslüman, mümin olunmaz… Ebu Cehil’in kafasında da sarık vardı, bunu sakın unutmayalım.

Takke takmak, sarık sarmak güzel bir sünnettir, ama imandan bir cüz değildir. Bir müminin özet olarak nasıl olması gerektiğini en güzel gene Allah Kur'an’da, bahusus Müminun suresinde tarif etmektedir.

Bu tarife uyan kişi hele bir de sarık sarsa ne hoş, ne ala. Uymayan kişi bir elinde hilal bir elinde yıldızla dolaşsa ne fayda!..

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 1.000+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun