Allah’ın izni olmayınca hiç bir musibet isabet etmez! Her kim de Allah´a iman ederse, O onun kalbine hidayet verir...”(Teğabun, 64/11) ayetine göre, musibetlerden sonra imanımızı artırmak nasıl olur? - Sorularlaislamiyet.com Mobil
Soru
Allah’ın izni olmayınca hiç bir musibet isabet etmez! Her kim de Allah´a iman ederse, O onun kalbine hidayet verir...”(Teğabun, 64/11) ayetine göre, musibetlerden sonra imanımızı artırmak nasıl olur?
Sorunun Detayı
Allah’ın izni olmayınca hiç bir musibet isabet etmez! Her kim de Allah´a iman ederse, O onun kalbine hidayet verir...”(Teğabun, 64/11) ayetine göre, musibetlerden sonra imanımızı artırmak nasıl olur?
Cevap

“Allah’ın izni olmaksızın hiçbir musîbet başa gelmez. Kim Allah’a iman ederse, Allah onun kalbini hakka ve doğruya açar. Allah her şeyi hakkıyla bilir.”(Teğabun, 64/11).

Ayette mealen yer alan “Kim Allah’a iman ederse...” ifadesinin manası şudur: Kim Allah’ın varlığına ve birliğine iman ederse ve dolayısıyla başına gelen musibetin de Allah’ın bir takdiri olduğuna inanırsa, “Allah onun kalbini hakka ve doğruya açar.” Artık o kimse başına gelen musibetin bir sebebi olarak nefsini görmekle beraber, musibetin yaratıcısı olan Allah’ın kendisi hakkında yaptığı bu hüküm ve takdirinin âdil olduğunu, bu musibetin eski günahlarına bir kefaret, yeni doğrular bulmasına bir işaret olduğunu idrak eder ve “Kadere iman eden kederden kurtulur.” sırrına mazhar olur. Öz benliğiyle,

“Biz mutlaka sizi biraz korku ile, biraz açlık ile, yahut mala, cana veya ürünlere gelecek noksanlıkla deneriz. Sen sabredenleri müjdele!”(Bakara, 2/155)

mealindeki ayetin sırrına kulak verip;

“Sabırlılar o kimselerdir ki başlarına musîbet geldiğinde, “Biz Allah’a âidiz ve vakti geldiğinde elbette O’na döneceğiz.” derler.”(2/156)

mealindeki ayeti lisan-ı kal ve lisan-ı haliyle okumaya devam eder ve şu ilahî müjdeyle bütün musibetlerin üstesinden gelir:

“İşte Rableri tarafından bol mağfiret ve rahmete mazhar olanlar onlardır. Doğru yolu bulanlar da ancak onlardır.”(2/157).

Musibetzede, Allah’a imandan gelen bir şuurla O’nun kaza ve kaderine gösterdiği bu teslimiyetin bir mükâfatı olarak Allah kendisine yeni ufuklar açar, kalbini sadakat ve yakîn ile itminana kavuşturur. O da artık hayatı boyunca, “Mevla görelim neyler, neylerse güzel eyler.” sırrına vakıf olarak her türlü musibetin yüzüne gülmeyi başardığı gibi, her türlü nimet karşısında da asla şımarık olmaz, tevazuyu elden bırakmaz. Çünkü, o artık şunu iyi bilir ki, her şeyin dizgini Allah’ın elindedir, her şeyin anahtarı onun yanındadır. Her hükmü âdildir, verdiği her nimet şımarıklığı değil şükrü gerektirir. (bk Taberî, Razî, Beydavî, İbn Kesir, ilgili ayetin tefsiri).

Mealini verdiğimiz aşağıdaki şu iki ayetin ifadeleri de bu konuda bize ışık tutmaktadır:

“Ne yerde (kıtlıklar, seller, tufanlar, kasırgalar, hayvanların ölmesi, ekinlerin yok olması gibi umumî felaketler),  ne de kendi canlarınızda (hastalıklar, musibetler, aile fertlerinin, yakınlarının, dostlarının ölmesi, hasta olması gibi hususî musibetler cinsinden) meydana gelen hiçbir musibet yoktur ki  bizim onu yaratmamızdan önce bir kitapta yazılı olmasın. Bu, Allah’a göre elbette pek kolaydır. (Başınıza gelecek olayları, önceden bir Kitaba yazdık) Ki elinizden çıkana üzülmeyesiniz ve (Allâh'ın) size verdiğiyle aşırı sevinip şımarmayasınız. Çünkü Allâh, kendini beğenip övünen kimseleri sevmez.”(Hadid, 57/22-23).

Aşağıdaki sahih hadisten de önemli dersler çıkarmak mümkündür:

Suhayb'den naklen rivayet edildiğine göre, Peygamberimiz (a.s.m) şöyle buyurdu:

“Mümin’in durumu ne kadar şaşırtıcıdır / güzeldir. Gerçekten onun bütün işleri kendisi için hayırdır. Bu durum, müminden başka hiç kimse için söz konusu değil; Kendisine -memnun olacağı- güzel bir şey / bir nimet gelse şükreder, bu onun için hayır olur; başına bir sıkıntı gelse sabreder, bu da onu için hayır olur.”(Müslim, Zühd 64).

Bu hadîs-i şerîfte kâmil bir müminin nasıl hareket etmesi lâzım geldiğine işaret edilmiştir. Mümin Allah’ın inayetiyle servet sahibi olup nimetlere mazhar olursa, şükredecektir. Bu şükür, Allah’ın emir ve yasakları çerçevesinde hayat sürmek, servetinin zekâtını vermek, muhtaçları gözetmek vs. hayır-hasenat yapmakla gerçekleşir ve bu şükür kendisi için hayır olur.

Mümin, dara düştüğü zaman da sabredecektir. Zira sabrın sonu selâmettir. Muvakkaten sıkıntıya duçar olan mümin bir imtihan geçiriyor demektir. Bu imtihanda muvaffak olmanın sırrı sabırdır. Ve sabrın da elbet mükâfatı vardır. Böylece müminin her işi kendisi için hayır olmuş olur.

Yazar : Sorularla İslamiyet
Kategori : Ayetlerden Sorular
Sayaç : 2600