Kenan Rifai kimdir?

Tarih: 25.05.2010 - 00:00 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Bir belgeselde kadın müritlerinin başları açıktı, eğer muteber bir zat ise bu nasıl olur?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Verilen bilgilere göre, 1867 tarihinde Selanik'te dünyaya gelen Kenan Rifai, Filibe hanedanından Hacı Hasan Bey'in oğlu Abdülhalim Bey'le Hatice Cenan Hanım'ın oğludur.

İstanbul'da Galatasaray Lisesini bitirdikten sonra Babıali Hariciye Kaleminde vazife almıştır.

Onun ilk mürşidi annesidir. Kendisine manevi dünyanın, Allah yolunun kapılarını açan annesi Hatice Cenan Hanım, daha sonra onu kendi mürşidi Şeyh Ethem Efendi'ye teslim etmiş, bu suretle Kenan Rifai'nin manevi şahsiyeti bu iki mürşid tarafından oluşturulmuştur.

Madde ve mana dünyasını et ve tırnak bilen Kenan Rifai, günün birinde kendini maarif çatısı altında bularak sırası ile Balıkesir İdadisi, Adana, Manastır, Üsküp, Trabzon Maarif Müdürlükleri, daha sonra Numune-i Terakki ve Medine-i Münevvere İdadi-i Hâmidi Müdürlükleri yapmıştır. Tekrar İstanbul'a döndükten sonra Erkek Muallim Mektebi Fransızca hocalığı, Tedkikat-ı İlmiye Encümen Azalığı, Darüşşafaka Müdürlüğü ve Meclis-i Maarif Azalığı vazifelerinde bulunmuş, emekliliğinden sonra da on üç sene Fener Rum Lisesi'nde Türkçe hocalığı yapmıştır.

Medine-i Münevvere'de İdadi-i Hamidi müdürlüğü yaptığı dört sene zarfında Şeyhü'l-Meşayih Seyyid Hamza Rifai’den -dört sene hizmetlerinde bulunduktan sonra- icazet almıştır.

İstanbul'a döndükten sonra, annesi Hatice Cenan Hanımefendi'nin inşa ettirdiği Altay Dergah-ı Şerifi'nde irşad vazifesine başlamıştır.

Rivayete göre, Kenan Rifai, Fransızca, Almanca, İngilizce (80 yaşından sonra öğrenerek), Arapça, Farsça, Rumca, Çerkezce'yi ana dili gibi biliyordu.

Şunu belirtelim ki, İslam’ın hükümleri şahısların tutum ve davranışlarına bağlı olarak şekillenmez, Kitap ve Sünnet çerçevesinde şekillenir. Bu çerçeveyi bize anlatan kaynak ise, Asfiya makamında olan mezhep imamları ve onları takip eden Ehl-i sünnet alimlerinin cumhurudur ki, buna ümmetin icmaı da denilir. Bu alimlerin bildirdiğine göre, bazı sufi meşreplerin müsamaha gösterdiği erkek-kadın karışımına İslam şeriatı izin vermez.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

Sorularla İslamiyet

Yıkanmadan defnedilen bir cenazenin çıkarılıp yıkanması gerekmez.
Kabir üzerine cenaze namazı kılmak caizdir. Hanefi ulemâsına göre: Cenaze, namazı kılınmadan defnedilmişse kabrinden çıkarılmaz. Cenazenin dağıldığı bilinmedikçe namazı kabrinin üzerine kılınır. Dağıldığında şüphe edilse bile namazı kılınır. İmam Şâfii ile îmam Ahmed b. Hanbel'in mezhepleri de budur.
En doğru görüşe göre namazının kılınabilmesi için cenazenin yıkanmış olarak gömülmesi şarttır. Ancak yıkanmadan gömülse bile yine de namazı kılınabilir, diyen alimler de vardır.
Cenaze, namazı kılınarak defnedildikten sonra yıkanmadan defnedildiği anlaşılsa, üzerine henüz toprak çekilmeden anlaşıldığı taktirde kabirden çıkarılarak yıkanır ve namazı kılınır. Üzerine toprak çekildikten sonra yıkanmadan defnedildiği anlaşılırsa artık kabirden çıkarılmaz.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
sinankerme

ölü olarak doğan bebeği yıkamadan gömülürse sonradan da yıkaması gerektiğini öğrenirse ne yapmalı?

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun