Ticari malların zekatı kırkta bir oranında verildiği halde, neden toprak mahsullerinden onda bir veya yirmide bir alınmaktadır; bunun hikmeti nedir?

Tarih: 03.08.2010 - 00:00 | Güncelleme:

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Soruda öşür zekâtıyla ilgili tespit doğrudur. Ancak, bunun tarihsel bir perspektife sahip olduğunu bildiren herhangi bir görüşe rastlayamadık. Aşağıda yer aldığı üzere, konuyla ilgili hadislerde yapılan masraflar göz önünde bulundurulmuş ve buna göre onda bir / yirmide bir oranları ölçü birimi olarak tespit edilmiştir. Bu husus, konunun evrensel boyutta değerlendirildiğine işaret ettiği gibi, belli dengeler gözetilerek bir adalet mekanzimasına yer verildiğini de göstermektedir.

İlahî adalet geniş kapsamlı olduğundan, ism-i azam canibinden meselelere baktığından bazen bizim kısıtlı ve noksan idrak anlayışımıza ters görüntü verebilir. Bu sebeple, işi tevillerle başka mecraya çekmekten ziyade, eski alimlerimizin sık sık kullandığı “Allahu a’lam =Allah daha iyi bilir / Allah en iyisini bilir” demek, kulluğa en yakışan şeydir. Unutmayalım ki, “Nassın bulunduğu yerde içtihada yer yoktur.” kaidesi önemli bir fıkıh prensibidir.

Ticari mallarda, nisab miktarını aşan mala her yıl zekat gerekir. Ancak öşrü verilen mal ambarda beklese üzerinden bir yıl geçtikten sonra yeniden zekat gerekmez. Böylece bir denge sağlanmış olur.

Öşür zekâtı ayet ve hadislerle sabittir:

“Asmalı - asmasız bağ ve bahçeleri, mahsûlleri, çeşit çeşit hurma ve ekinleri, birbirine şekil ve renk yönünden benzer, tat bakımından benzemez tarzda yaratıp yetiştiren hep O’dur. Her biri mahsul verince ürününden yiyin, devşirildiği gün hakkını (öşürünü) da verin, israf etmeyin, çünkü O müsrifleri sevmez.” (Enam, 6/141)

mealindeki ayette yer alan “devşirildiği gün hakkını da verin” cümleyi tefsir eden İbn Abbas, bunun farz zekât olduğunu, yerine göre öşür, yerine göre öşürün yarısı (yirmide bir) olduğunu ifade etmiştir. Hz. Enes, Hasan-ı Basrî, Said b. El-Müsayyeb, Katade, Muhammed b. El-Hanifiye de aynı görüşteler. İslam alimlerinin cumhuru da -prensip olarak- bu görüşü benimsemişlerdir.(bk. Taberî, Razî, İbn Kesir, ilgili ayetin tefsiri).

“Ey iman edenler! Kazandıklarınızı helal olanından ve sizin için yerden çıkardıklarımızdan infak edin / verin.” (Bakara, 2/267)

mealindeki ayette de yerden çıkan tarım ürünlerinin zekâtının verilmesi emredilmektedir. Çünkü “infak” "zekât” manasında da kullanılmıştır. Tevbe suresinin 34. ayeti bunun delilidir.(bk. a.g. e, ilgili ayetin tefsiri).

Resulullah (a.s.m) şöyle buyurmuştur:

“Yağmur suyu veya kaynak suyu ile sulanan veya kendiliğinden sulu olan toprakların ürünlerinden onda bir, hayvanlar veya taşıma su ile sulanan topraklardan ise yirmide bir zekât vermek gerekir.” (Buharî, zekât, 55; Müslim, zekât, 8; Ebu Dâvud, zekât, 5, 12; Tirmizî, zekât, 14).

Diğer hadiste ise şöyle buyurmuştur:

“Nehirler ve yağmur sularının suladığı topraklardan öşür (onda bir), develer yardımıyla sulanan topraklardan yirmide bir zekât vermek gerekir.” (Tirmizî, Zekât, 14; Şevkânî, Neylu’l-Evtar, 4/139).

Tarım ürünlerinin zekâtı konusunda alimler arasında farklı görüşler vardır. Alimlerin büyük çoğunluğuna göre, öşür zekâtı ancak bozulmadan depo edilip saklanabilen ürünlerden verilir. Bu sebeple, bu şartlara haiz olmayan meyve ve hadaravattan zekât verilmez.(bk. V. Zuhaylî, el-Fıkhu’l-İslamî, 2/805).

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun