Peygamberimiz Hz. Muhammed, kendi peygamberliğine nasıl inanmıştır?

Tarih: 24.01.2011 - 00:00 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Allah onu peygamberliğe nasıl hazırlamış, onu peygamber olduğuna nasıl ikna etmiştir?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Arapça lisanı, ileride Kur’an’ın mucizeliğine ev sahipliği yapacak bir donanıma sahip kılındığı gibi, Hz. Peygamber (a.s.m) de  peygamber olmaya aday bir şahsiyette yaratılmıştır.

Peygamberlikten önce şahsıyla alakalı olarak meydana gelen ve irhasat denilen harika olaylar da onun her zaman eşsiz bir insan olduğunu göstermektedir.

Bir incir ağacının çekirdeği, incir ağacının bütün özelliklerini ihtiva ettiği gibi, peygamberlik tuba-i cennet ağacının bir çekirdeği hükmündeki Hz. Muhammed (a.s.m)’in şahsiyeti de her zaman peygamberlik nuruyla dopdolu yaşamıştır. Adı bile onun eşsiz şahsiyetinin simgesi ve göstergesidir.

Hz. Peygamber (asm)'in peygamberliğe hazırlanmasının uzun bir  süreç aldığını söyleyebiliriz. Bu sürecin tamamını bilmemiz söz konusu değildir. Fakat, bazı olaylardan hareketle bu süreci birkaç madde halinde açıklamakta fayda olduğunu düşünüyoruz.

a. Doğumu esnasında meydana gelen olaylar

Mesela, Hz. Peygamber (asm)'in doğum gecesinde, hem annesi, hem annesinin yanında bulunan Osman b. Âs'ın annesi, hem Abdurrahman b. Avf'ın annesi üçü de demişler:

"Hz. Muhammed’in doğumu ânında biz öyle bir nur gördük ki, o nur hem doğuyu hem batıyı bize aydınlattırdı."(1)

Bazı sahabîler, “Yâ Resulallah! Bize (Peygamberliğinizle alakalı) kendinizden bahseder misiniz?” diye sordular. Şu cevabı verdi:

"Ben babam İbrahim’in duası, İsa’nın müjdesiyim. Bir de annem bana hamile iken kendisinden çıkıp Busra’yı / Şam bölgesini aydınlatan bir nur görmüştü." (Hâkim, 2/600).

Diğer bir rivayette hamilelik yerine doğum söz konusu edilmiştir:

"… annem beni doğururken kendisinden çıkıp Busra’yı / Şam bölgesini aydınlatan bir nur görmüştü." (Ahmed b. Hanbel, 4/127).

İşte Hz. Muhammed (asm)’in daha sonra, gerek hamilelik gerekse doğumu esnasında görülmüş olan bu “Nur” olayından haberdar olduğu anlaşılmaktadır. Kendisiyle alakalı bu harikulade olayın varlığı onun için bir ön mukaddime olduğunda şüphe yoktur.

b. Hz. İbrahim (as)’e bağlılığı

Fetret devrinde tevhit inancına sahip, putlardan nefret eden ve Hanif denilen bazı kimseler gibi, Hz. Muhammed (asm)’in de Hz. İbrahim (as)’in dinine bağlı olarak tevhit inancına sahip olduğu bilinmektedir. Bu inanç, hem Allah’ın varlığı ve birliğine, hem de peygamberlik kurumunun varlığına iman anlamına geliyordu. Bu ise, peygamberlik realitesini kabul etmeyi kolaylaştıran bir faktördür.

c. Başında bulut ve ağaçların şemsiye görevini yapması

Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, küçüklüğünde Halime-i Sa'diye'nin yanında iken, Halime ve kocasının şehadetiyle, güneşten rahatsız olmamak için, çok defa üstünde bir bulut parçasının ona gölge ettiğini görmüşler ve halka söylemişler ve o vakıa sıhhatle şöhret bulmuştu.(İbn Sad, et-Tabakat, 1/152; Kadı Iyaz, eş-Şifa, 1/322).

Keza, Hz. Muhammed (asm) Şam tarafına on iki yaşında iken gittiği vakit, Râhip Bahîra’nın şehadetiyle, bir parça bulut Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın başına gölge ettiğini görmüş ve göstermişti.(Tirmizî, Menakıb,3; Hâkim, 2/615).

Yine bi'setten evvel, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, bir defa Hatice-i Kübrânın Meysere ismindeki hizmetkârıyla ticaret yolculuğundan geri geldiği zaman, Hatice-i Kübrâ (r.anha), Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın başında iki meleğin bulut tarzında gölge ettiklerini görmüş, kendi hizmetkârı olan Meysere'ye de bunu söylemişti. Bunun üzerine Meysere, Hatice-i Kübrâya demiş: "Bütün seferimizde / yolculuk boyunca ben de öyle görüyordum.” demişti (Beyhakî, Delailu’n-nübüvve, 2/67).

Nakl-i sahihle sabittir ki, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, bi'setten evvel bir ağacın altında oturdu. O yer kuru idi, birden yeşillendi. Ağacın dalları, onun başı üzerine eğilip kıvrılarak gölge yapmıştı.(Kadı Iyaz, eş-Şifa, 1/322).

d. Taşın selam vermesi

Hz. Câbir’den nakledildiğine göre, Resûlüllah (asm) şöyle buyurmuştu:

“Ben Mekke'de bir taş bilirim. Peygamber olarak gönderilmezden önce bana selâm veriyordu. Ben onu şimdi (de) pek âlâ biliyorum.” (Müslim, Fezail, 2; Tirmizî, Menakıb, 3).

Hz. Peygamber (asm)'in bizzat başından geçen ve defalarca tekrar eden bu olaylardan haberdar olmaması imkânsızdır. İşte bu harikulade olaylar da onun için peygamberlik görevine bir hazırlık safhasını teşkil etmiştir.

e. Rüyay-ı sâdıka

Hz. Âişe (r.anha)'nin belirttiğine göre, Hz. Peygamber (asm)'e gelen ilk vahiy, rüya şeklinde tezahür etmiştir. Hz. Peygamber (asm)'in gördüğü rüyalar, sabahın aydınlığı gibi ortaya çıkardı. (Buhârî, Bed'ü'l-vahy, 3.)

Bu altı aylık süreçte Hz. Peygamber (asm)'in bir nevi ilham olan rüyadaki gerçekler gösterilmiş ve bu rüyaların olduğu gibi çıkmasıyla da kendisi vahiy olgusuyla bir derece tanıştırılmıştır.

f. Allah aşkı ve Kulluk Sevgisi

Mü'minlerin annesi Hz.  Âişe (r.anha) anlatıyor:

"Rasûlullah'ın ilk vahy başlangıcı uykuda doğru rüyâ görmekle olmuştur. Hiçbir rüyâ görmezdi ki sabah aydınlığı gibi açık seçik zuhur etmesin. Ondan sonra kalbine yalnızlık sevgisi bırakıldı. Artık Hirâ Dağı'ndaki mağara içinde yalnızlığa çekilip, orada -tekrar azık almak için ailesinin yanına dönünceye kadar- sayılı gecelerde kalıp ibadet ederdi. Sonra yine Hatîce'nin yanına dönüp, bir o kadar zaman için yine azık tedârik ederdi. Nihayet Rasûlullah (asm)'a bir gün Hirâ mağarasında bulunduğu sırada Hak (vahiy) geldi.” (Buharî, Bedu’l-Vahy, 3).

Bu safha, Hz. Peygamber (asm)'in bir inkılab-ı ruhî neticesinde tamamen ilahî aşk ile tevhit inancı çerçevesinde kulluk etmiş ve Rabbiyle baş başa kalmayı tercih etmişti. Bu durum, onun artık Allah’ın mesajına muhatap olacağının son sinyali idi.

g. Varaka b. Nevfel’in tasdiki

Peygamberimiz (a.s.m) vahiyle ilk karşılaştığında bir insan olarak telaş göstermiş ve durumunu validemiz Hz. Hatice (r.anha)’ye açmıştı. O da vakit kaybetmeden  Efendimizi (asm) Nevfel b. Varaka’ya götürmüştü.  Bu zatın seçilmesi, Hz. Hatice (r.anha)’nin yakını olması yanında, yaşlı, ağırbaşlı, o ümmî toplumda okuma-yazması olan bilge bir kimse olması, Tevrat ve İncil’i okuyan kültürlü bir şahsiyet olmasındandır. Onun bu kimliği gizemli olan hadiseleri yorumlamasına imkân veriyordu. Nitekim, Varaka b. Nevfel’in yanına girmenin çok isabetli olduğu hemen anlaşılmıştır. O bu hadisenin “bir nübüvvet olduğu, görülen o gaybî şahsın da Namus-u ekber Cebrail olduğunu” tereddütsüz olarak söylemişti. Bu olayda Hz. Peygamber (asm)'in peygamberliğinin tasdik edilmesi yanında bu şok etkisini hafifletmek, bu beşerî telaşını izale etmek ve endişelerini gidermeye yöneliktir. Bu olaydan sonra Efendimiz (asm)'in çok daha tatmin olduğu anlaşılmaktadır.

h.  Hads-i Sadık

Allah peygamberine vahiy gönderdiği gibi, kendisine gelenin vahiy olduğuna dair kanaatini pekiştirmek için de kalbini tereddütsüz tatmin eden bir hads-i sadık, bir kesin bilgiyi de kendisine lutfetmiştir. Bu kesin bilgiyle vahyin kesinliği, kesin bir kanaat olarak kalbine, aklına ve diğer hissiyatına yerleştirilmiştir.

(1) Beyhakî, Delailu’n-nübüvve, 1/80-92; Kadı Iyâz, eş-Şifâ, 1/321; Ebu Nuaym, Delailu’n-nübüvve,1/135-136; Ali el-Kari, Şerhu'ş-Şifâ, 1/750

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

hamza savaş

hepinize teşekkürler her konuda şüphemizi siliyorsunuz.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Cennetteki_yabanci

... Bu cevapla haklı olduğumu anladım.İçim rahat. Teşekkür ederim.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun