Peygamber sonsuz evreni nasıl gezdi?

Tarih: 05.12.2023 - 12:57 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Peygamber'in sonsuz evreni sınırlı hızda bir yolculukla nasıl kat ettiğini anlatır mısınız?
- Bunu anlamakta ve anlatmakta zorlanıyorum. Anlayacağım bir örnek var mı?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

"Miraca bir anda gidip dönme" hadisesini aklına sığıştıramayan kimselerin aldandıkları nokta, bu büyük mucizeyi kendi durumlarıyla mukayese etmeleridir. Aslında bu hadise büyük bir mucizedir. Her mucize gibi bu da insan anlayışının çok ötelerinde meydana gelmiştir.

Bununla birlikte, Bediüzzaman Hazretleri bu meseleyi akla yakınlaştırmak için, kendimizde ve çevremizde meydana gelen olaylarda farklı zaman ölçülerinin geçerli olduğunu nazara vererek konuyu izah etmektedir.

Böylece kâinatın her yerinde bu kadar çok işi, çok farklı zaman boyutlarında birlikte icra eden sonsuz kudret sahibi Cenâb-ı Hak, miraç olayıyla bir kulunu bulunduğu zaman boyutundan farklı bir zaman boyutuna alarak, bu mucizeyi gerçekleştirmiştir. Netice itibariyle, kulluk vazifesini mükemmel icra etmiş bir kulunu bir anda kâinat ötesine götürmenin, ahiret âlemlerini seyrettirerek huzuruna kabul ile tekrar dünyaya göndermenin son derece kolay olduğunu akla da kabul ettiriyor.(1)

Verilen örnekten iktibas ederek bu konuyu izah etmeye gayret edelim;

Mesela, yürüyen bir insanın saniyedeki hızı yaklaşık 1,6 metredir. Sesin saniyedeki hızı ise 340 metredir. Işığın hızı ise saniyede 300.000 km’dir. Görmenin hızı ise ölçülemeyecek kadar fazladır. Çünkü Güneş'ten ışık bize 8 dakikada ulaştığı hâlde, bir anda Güneş'e nazarımızla ulaşabiliriz. Ruhun hızı ve onun da ilerisinde olan hayalin hızı ise ölçülmesi mümkün olmayacak kadar ilerdedir. Çünkü ruhtan ibaret olan ve Kuran'da da “Ruh” diye tarif edilen(2) Cebrail (a.s.), Arş’tan bir anda dünyamıza veya istenilen yere gidebilirken, hayal ise sahibini kâinatın ötesine, mesela cennete ulaştırabiliyor. Dolayısıyla kâinatta bulunan her varlığın -maddi olsun manevi olsun- hızları baş döndürücü seviyede farklıdır.

İşte insanın bu konuda yanılgıya düşmesinin asıl sebebi burada yatmaktadır. İnsan Cenab-ı Hakk'ın bu kadar farklı varlıkları -âdeta- zamansız idare etmesini hayranlıkla tefekkür ederken, bir kulunu kısa bir zamanda bütün kâinatta gezdirmesini aklına sığıştıramayıp inkâr etmektedir.

Şimdi şöyle bir saat farz ediyoruz ki, bu saatte on ibre vardır. Bu ibrelerin birincisi saati gösterirken, ikincisi de ondan 60 kat daha hızlı bir şekilde hareket eden dakikayı gösterir. Üçüncü ibre, ondan 60 kat daha hızlı saniyeleri, dördüncü ibre, saniyeden 1000 kat daha hızlı olan milisaniyeyi, beşinci ibre milisaniyeden 1000 kat daha hızlı olan mikrosaniyeyi, altıncı ibre ise mikrosaniyeden 1000 kat daha hızlı olan Nanosaniyeyi, yedinci ibre ise nanosaniyeden 1000 kat daha hızlı olan pikosaniyeyi, sekizinci ibre ise pikosaniyeden 1000 kat daha hızlı olan femtosaniyeyi, dokuzuncu ibre ise femtosaniyeden 1000 kat daha hızlı olan attosaniyeyi, onuncu ibre ise attosaniyeden 1000 kat daha hızlı olan zeptosaniyeyi göstermektedir.

İşte bu saatin her bir ibresine birer adam bindirip, hareket alanlarını ve kuşbakışı görebilecekleri mekânları beraber analiz edelim.

Saat ibresine binen kişi, -ki bu kişi hayatı normal zamanda yaşayan bizleriz- bir saatte ancak 6 km’lik bir alanı tefekkür edebilirken,

Dakika ibresine binen kişi 360 km’lik bir alanı gezip tefekkür edebilecektir.

Saniye ibresine binen kişi de 21.600 km’lik bir alanı,

Milisaniye ibresine binen kişi, 21.600.000 km’lik alanı tefekkür edebilecektir.

Mikrosaniye ibresindeki kişi, 216 X 108 km’lik alanı,

Nanosaniye ibresine binen kişi de 216 X 1011 km’lik yeri,

Pikosaniye ibresine binen kişi ise, 216 X 1014 km’lik yeri,

Femtosaniye ibresine binen kişi, 216 X 1017 km’lik yeri,

Attosaniye ibresiyle hareket eden kişi ise, 216 X 1020 km’lik yeri,

Zeptosaniye ibresiyle hareket eden kişi ise, 216 X 1023 km’lik yeri görüp ziyaret edebilecektir.

Yani normal zamanda yaşayan ve hareket kabiliyetine sahip olan birinci kişi, bir saatte küçük bir ilçeyi görebilirken,

İkinci adam, yaklaşık olarak İstanbul-Ankara arası bir mesafeyi görebilir.

Üçüncü adam, dünyanın çevresinin yarısı kadar bir mesafeyi gezebilir.

Dördüncü adam ise, yetmiş defa Güneş'e gidip gelebilecektir.

Beşinci adam, içinde bulunduğumuz Samanyolu Galaksisini bir uçtan bir uca gezebilecektir.

Altıncı adam ise, galaksimiz gibi yaklaşık bin adet galaksiyi görebilecektir.

Yedinci adam ise, bir milyon galaksiyi tefekkür edebilecektir.

Sekizinci adam ise, bir milyar galaksiyi ziyaret edebilecektir.

Dokuzuncu adam ise, kâinatta bulunan yaklaşık bir trilyon galaksiyi ziyaret edebilecektir.

Onuncu kişi ise kâinatta bulunan yaklaşık bir trilyar galaksinin dışına geçecek, Arş ve Kürsî dediğimiz âlemlere dalıp oraları da tefekkür edebilecektir.

Netice, biz bu aciz halimizi ölçü alarak miracı anlayamayız. Zira Peygamberimiz (asm) kendi iradesi ve gücüyle miraca çıkmamıştır. Meseleye Allah’ın sonsuz kudreti açısından bakmak, o kudrete göre düşünmek gerekiyor. O zaman ortada hiçbir zorluk kalmaz. Çünkü Cebrail (a.s.) gibi melekleri her vakit her tarafa gönderen Allah (c.c), sevdiği bir kulunun ruhunu bedenine hâkim kılarak, bir anda dünyadan alıp istediği âlemlere gönderdikten ve tefekkür ettirdikten sonra huzuruna aldırıp, insanlara ulaştırmak üzere emirlerini ve mesajlarını verip tekrar yerine göndermiştir.

Zaten iman dediğimiz cevher, aklımızın anlamakta zorlandığı konuları tereddütsüz kabul etmek ve vahye itimat etmektir.

Kaynaklar:

1) Nursi, Sözler, 31. Söz. Verilen örnek şöyledir:

Sâni-i Zülcelâlin san'atında harekât, nihayet derecede muhteliftir. Meselâ: Savtın sür'atiyle; ziya, elektrik, ruh, hayal sür'atleri ne kadar mütefavit olduğu mâlum. Seyyaratın dahi, fennen harekâtı o kadar muhteliftir ki, akıl hayrettedir. Acaba lâtif cismi, urucda sür'atli olan ulvî ruhuna tâbi olmuş; ruh sür'atinde hareketi nasıl akla muhalif görünür? Hem on dakika yatsan, bâzı olur ki bir sene kadar hâlâta mâruz olursun. Hattâ bir dakikada insan gördüğü rü'yayı, onun içinde işittiği sözleri, söylediği kelimatı toplansa, uyanık âleminde bir gün, belki daha fazla zaman lâzımdır. Demek oluyor ki, bir zaman-ı vâhid, iki şahsa nisbeten, birisine bir gün, birisine de bir sene hükmüne geçer.

Şu manaya bir temsil ile bak ki: İnsanın hareketinden, güllenin hareketinden, savttan, ziyadan, elektrikten, ruhtan hayalden tezahür eden sür'at-i harekâtta bir mikyas olmak için şöyle bir saat farzediyoruz ki: O saatte on iğne var. Birisi, saatleri gösterir. Biri de, ondan altmış defa daha geniş bir dairede dakikayı sayar. Birisi, altmış defa daha geniş bir daire içinde sâniyeleri; diğeri yine altmış defa daha geniş bir dairede sâliseleri ve hâkeza râbiaları, hâmiseleri, sâdise, sâbia, sâmine, tâsia, tâ aşireleri sayacak gayet muntazam azîm bir dairede birer ibre farzediyoruz. Faraza, saati sayan ibrenin dairesi küçük saatimiz kadar olsa; herhalde aşireleri sayan ibrenin dairesi, arzın medar-ı senevîsi kadar, belki daha fazla olmak lâzım gelir."

2) “O gece Rablerinin izniyle Ruh ve melekler, her türlü iş için iner de iner.” (Kadir, 97/4).

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun