Sigorta şirketi kurmak veya acenteliğini yapmak caiz midir? Dini açıdan dikkat edilmesi gerekenler nelerdir?

Tarih: 07.05.2011 - 00:17 | Güncelleme:

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Bize bildirildiğine göre şimdi üyelik /İslami sigorta kurmak da mümkün olduğu şeklindedir. Eğer bu mümkün değilse, topladığınız paraları helal işlerde nemalandırmak ve kârınızı da "hizmet ücreti seviyesinde" tutmak üzere, şirketi kurup işletebilirsiniz.

Sigorta

1. İslâm, insanlar arasında dayanışmayı, acıları ve zararları paylaşarak, telâfî ederek hafifletmeyi emir ve tavsiye etmiştir. Bu bakımdan teşkilâtlı veya teşkilâtsız olarak insanların belli ölçülerde mal veya parayı ayırıp bir tarafa koymaları, böylece bir sandık teşkil etmeleri, sonra içlerinden birinin malca veya bedence uğradığı hasar ve zararı bu sandıktan karşılamaları, dileyenin istediği zaman sandıkta kalan parasını çekerek bu dayanışmadan ayrılması caizdir; caizin de ötesinde teşvik edilmiştir.

2. Yukarıda özetlenen dayanışma şeklini bir kuruluş hâlinde gerçekleştirmek, bunun için yeteri kadar büro ve personel temin etmek, giderleri dayanışma (meşru sigorta) için toplanan paradan karşılamak da caizdir. Toplanan paranın kuruluş tarafından meşrû ve verimli bir şekilde işletilmesi hâlinde muhtemelen kuruluşun giderleri sağlanan kârdan karşılanabileceği gibi, ileriki yıllarda dayanışmaya dahil kişilerden ek meblâğ almaya da ihtiyaç kalmayacaktır. Bu kurumu veya kuruluşu dayanışmaya dahil olanlar kurabilecekleri gibi (şirket, vakıf vb. bir statü içinde), dahil olmayan bir veya birkaç kişinin de kurması, mezkûr hizmeti vermesi ve bu hizmet karşılığında hak ettiği ücreti (ortak ise payı) alması meşrudur.

3. Bugün yaygın bulunan ücretli veya primli sigorta şeklinde meşru olmayan nedir?

Bu sigorta şirketleri:

a) Meblâğları kendilerine mal etmek üzere almakta, buna karşı belli rizikoyu sigorta etmektedirler.

b) Aldıkları primleri istedikleri gibi ve çoğu kere faizli kredi şeklinde nemalandırmakta; hem bu nemalara, hem de sigortalılara ödediklerinden arta kalan primlere sahip olmaktadırlar. Bu sigorta şirketleri hem primleri nemalandırdıkları hem de milletlerarası şirketler kendilerini (dolaylı olarak sigortaladıkları şahısları) sigorta ettirdikleri (reassurance) için zararları da söz konusu değildir.

Halbuki İslâma göre:

a) Birinden belli bir parayı alıp, zarara uğrarsa bu para ile sınırlı olmayan zararı karşılamak, uğramazsa -bir yıl gibi bir müddet sonunda- bu paraya sahip olmak şeklinde bir akit, meçhul unsurlar içerdiği ve taraflardan birine belirsiz bir kazanç veya kayıp sağladığı için, caiz ve meşru görülmemiştir.

b) Şirketlerin primleri kendi hesaplarına işletmeleri ve bundan kazanç sağlamaları meşrû değildir; çünkü bu primlere meşru bir akitle sahip olmamışlardır.

c) Primlerden faiz şeklinde nema sağlamak haramdır.

d) Şirketlerin, primlerden artan kısma -bu kısım verdikleri hizmetin rayiç bedelini aştığı ve kendilerinin olmadığı için- el koymaları caiz değildir.

Şu hâlde Müslümanların primli sigorta şirketleri kurup işletmeleri caiz değildir. Müslümanlar önceki maddelerde prensipleri özetlenen dayanışma kuruluşları (İslâmî sigorta, üyelik sigortası...) kurarak bu mübrem ihtiyacı karşılamalıdırlar.

4. İslâm’da sosyal güvenlik vardır. İnsanlar çalışmadıkları veya çalışamadıkları zamanlarda, geçimlerini ve temel ihtiyaçlarını temin edecek bir kaynağa (kuruma, kuruluşa) muhtaçtırlar ve bunu gerçekleştirmek İslâm toplumunun vazifeleri arasındadır. Ancak bugün yürürlükte olan nizama ve kanunlara göre kurulmuş bulunan sosyal güvenlik kurumları (Bağ-Kur, Sosyal Sigortalar Kurumu, Emekli Sandığı...) kuruluş ve işleyişinde bazı sakatlıklar, amaca aykırı düzenleme ve uygulamalar ihtiva etmektedir. Bu cümleden olarak geçimini sağlayamayan dar gelirliden de -rızasına bakmadan- prim kesmekte, emeklilik hâlinde daha yoksula (daha fazlasına muhtaç olana) az, daha zengine (daha azına muhtaç olana veya hiç ihtiyacı bulunmayana) çok vermektedir.

Sosyal güvenlik kurumlarının malî kaynakları gönüllü bağışlardan, fazlası olandan alınacak vergiden ve zekâttan, devletin çeşitli gelirlerinden sağlanmalı, maaşlar ihtiyaca göre ayarlanmalıdır.

5. Yukarıda özetlenen İslâmî sigorta kurumlarının bulunmadığı ülkelerde Müslümanlar, mallarını ve sağlıklarını -hayatlarını değil- mevcut sigorta şirketlerine de sigorta ettirebilirler. Bunun meşruiyetinin iki dayanağı vardır:

    a) Zaruret: Başka çare yoktur, zarara uğrayanın elinden tutan, belini doğrultan bir tedbir mevcut değildir.

    b) Yorum: Bazı âlimlere göre -sigorta şirketinin fahiş ve haksız kazancı helâl olmamakla beraber- şirket sayesinde asıl birbirini sigorta eden ve zarar, hasar konusunda dayanışma yapanlar sigortalılardır. Konuya böyle bakıldığında, tıpkı İslâmî sigortalarda olduğu gibi zarara ve hasara uğrayan bu dayanışma içinde zararını telâfi etmektedir. Şirket bu işe aracı olmakta, ancak fahiş ve haksız kazanç sağladığı için onun kazancı helâl olmamaktadır, haramdır. Bu şirketler mevzûat ve işlemlerini değiştirerek İslâmî sigorta kurumlarına dönüşebilirler. Bu takdirde primleri meşrû yollardan nemalandıracak, kendileri de ya hizmet bedeli, yahut da gelirden pay alacaklardır.

Pirimli Sigortanın Meşruiyeti

1. Sigortalı açısından:

Cana, mal ve diğer ekonomik değerlere gelebilecek bir zararı paylaşarak hafifletmek ve telafi etmek hem bir ihtiyaçtır hem de İslâmın genel "dayanışma ve yardımlaşma" ilkesine uygundur. Binlerce sigortalı, sigorta kurumu (sigortacı) aracılığı ile bu yardımlaşmayı gerçekleştirmekte ve bu bakımdan merşu bir iş yapmaktadırlar.

2. Sigortacı açısından:

Ülkemizde iş yapan sigortacılar "pirimli sigorta" sistemine göre kurulmuştur. Bunların sigortaladığı konular arasında "hayat sigortası" meşru değildir; çünkü sigortalıdan para alınmakta, önemli ölçüde bankalarda nemalandırılmakta ve belli zaman geçince sigortalıya fazlası ile geri ödenmektedir; bu işlem faizciliktir. Gerçekten riziko konusu olan şeylerin sigortalanması meşru olmakla beraber, mevcut sigorta şirketlerinde iki mahzurlu işlem vardır.

a) Sigortalılara ödenen meblağlar dışında bütün nemalar ile bakiyyeye el koymak, bunlara sahip olmak. Bu kazanç hizmet payını aştığı, belirsiz olduğu, fahiş rakamlara ulaştığı için helal değildir.

b) Toplanan paraların bankalarda nemalandırılması. Bu da dolaylı faizciliktir..

3. Alternatif sistem:

Meşru sigorta sisteminde kurum, hem topladığı meblağı meşru yollardan nemalandırmalıdır hem de hasıladan hakkı olan belli hizmet payını aldıktan ve gerekli ödemeler yapıldıktan sonra, kalan meblağ sigortalılara ait olmalıdır.

4. Zaruret hâlinde:

Meşru sigorta sistemine izin verilmeyen ülkelerde:

a) Kişilerin mevcut pirimli sigortacılara muhtemel hasarları sigorta ettirmeleri ve bunun için pirim ödemeleri caizdir. Çünkü burada haksızlık yapan sigortalı değil, sigortacıdır. Hakkı olmayan fazla meblağı alan sigortacıdır.

b) Topladığı meblağı meşru yollardan nemalandıran (meselâ özel finans kurumlarına yatıran) sigorta şirketleri varsa bunlar, diğerlerine tercih edilmelidir.

c) Yine başka alternatifin bulunmaması hâlinde -kişilerin rizikolu değerlerini mevcut şirketlere sigorta ettirmeleri ihtiyaca binaen meşru olduğundan- bunun acenteliğini yapmak ve verilen hizmetin değer karşılığını almak da caizdir. Ancak, hayat vb. (ortada bir riziko ve hasar ödemesi bulunmaksızın para alıp fazlasıyla geri ödeme şeklindeki) sigorta, sigortalı için de meşru olmadığından, bunun acenteliği de caiz değildir.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 10.000+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun