Cansız varlıkların ve hayvanların ahiret hayatları var mıdır?

Tarih: 24.08.2011 - 00:44 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Bu konu ile ilgili ayetleri paylaşabilir misiniz? - Kur'an-ı Kerim ve Risale-i Nur ışığında cansızların, bitkilerin ve hayvanların ahiret hayatları hakkında bilgi verir misiniz?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Kur’an’da cansızların ahiretteki durumuyla ilgili açık bir ifadeye rastlayamadık.

Kâinatta önemli bir yer tutan güneş sisteminin merkezinde yer alan Güneşin ve Ay’ın yaptığı görev inkâr edilemez.  Bununla beraber, Güneş ile Ay’ın kıyamet günü bir araya getirilip cehennem konulacağına  dair sahih hadis rivayetleri vardır. (bk. İbn Hacer, Fathu’l-Bari, 6/ 299-300)

Bazı alimlere göre “Güneş ile bir araya getirildiği zaman” (Kıyamet, 75/9) mealindeki ayetin ifadesi, güneş ile ay’ın kıyamet günü bir araya getirilip cehennem atılacağına, onlara ibadet edenleri yakacaklarına işarettir.

Diğer bazı alimlere göre de: “Siz de, Allah'tan başka taptıklarınız da Cehennem odunusunuz; hepiniz oraya gireceksiniz” (Enbiya, 21/98) mealindeki ayette Güneş ile Ay’ın cehennemin yakıtı olacak ve onlara tapanları yakacaklarına işarettir.

Güneş ile Ay’ın cehenneme konulmaları, onlara azap etmek için değil, müşriklerin, inkârcıların tazibi için birer azap aleti olmalarına yöneliktir. (bk. a.g.e, a.g.y)

Hayvanlar, nefisleri olmakla beraber akılları olmadığı için imtihana tabi tutulmamışlardır. Çünkü, imtihanın temel şartı, -kötü ve iyilik gibi- zıt kutupların çarpışması esnasında, özgür iradenin devreye girerek bir tarafı tercih etmekten ibarettir. Bu zıt kutupların aktörleri ise, nefis ve akıldır. Hayvanlarda akıl, meleklerde ise nefis olmadığı için imtihan dışı bırakılmışlardır.

Melekler şuurlu olduğu için cennete gidip cennet ehline hizmet edecek ve yine şuurlarıyla Allah’a tespih etmeye devam edeceklerdir. Meleklerin bir kısmı cennette olduğu gibi, zebaniler gibi bir kısmı da -yapıları itibariyle hiçbir sıkıntı duymadan- cehennem hapsinin gardiyanlığını yapacaklardır.

Hayvanların şuuru olmadığından cennette yapacakları bir görevleri yoktur. Cehenneme gitmeleri halinde -yapıları itibariyle- sıkıntı çekmeleri kaçınılmaz olduğundan, oraya gitmeleri de ilahî rahmete uygun düşmez. Bir tek çaresi kalır ki, o da yaratıldıkları toprağa tekrar dönüş yapmalarıdır.

Bununla beraber, hayvanların da ruhları yok olmayacak, her bir türün ruhları belli bir hayvan bedeninde saklanarak cennete yerleştirilecektir.

Rivayetlere göre, Hz. Salih’in devesi, Hz. Süleyman’ın hüdhüdü ve karıncası, Ashab-ı Kehfin köpeği gibi bazı hayvanlar cennete gireceklerdir.

Bir hadiste şöyle buyurulmuştur:

“Kurbanlarınızı sağlam, güçlü olanlardan seçin, çünkü onlar sırat köprüsünde sizin bineklerinizdir."(Kenzu’l-ummal, h. No: 12177).

Bu rivayetten kurban olarak kesilen hayvanların da ruh ve bedenleriyle köprüden geçip cennete gideceklerini anlamak mümkündür.

Bediüzzaman’ın aşağıdaki açıklamaları da bu konuya ışık tutmaktadır.

“Hayvanların ruhları bâki kalacağını ve hüdhüd-ü Süleymanî (a.s.) ve Neml'i ve Nâka-i Salih (a.s.) ve kelb-i Ashâb-ı Kehf gibi bazı efrad-ı mahsusa hem ruhu, hem cesediyle bâki âleme gideceği ve herbir nev'in, ara sıra istimâl için cesedi bulunacağı, rivâyet-i sahihadan anlaşılmakla beraber; hem hikmet ve hakikat, hem rahmet ve rubûbiyet öyle iktiza eder.”(bk. Şualar, Üçüncü Şua).

Bu ifadelere göre; Hz. Süleyman’ın Hüdhüdü ve karıncası, Hz. Salih’in devesi, Ashab-ı Kehf’in köpeği gibi bir kısım hayvanlar, ruh ve cesetleriyle birlikte bâkî âleme-cennete gidecektir. Bu konuda hadis rivayetleri vardır. Bununla beraber, hikmet ve hakikat, rahmet ve rububiyet de bunun böyle olmasını ister. Çünkü;

1. Ebedî olan Allah’ın sadık dostu, ebedî olacaktır. Bâkî olan Allah’ın şuurlu aynası bâkî olacaktır(a.g.e).

“İyi bilesiniz ki, Allah’ın velilerine/dostlarına korku yoktur, onlar üzüntüye de uğramazlar.”(Yunus, 10/62)

mealindeki ayette samimi dostluğun kazanımlarına işaret edilmiştir.

2. Bu hayvanların da Allah’a karşı gösterdikleri samimi dostlukları söz konusudur. Örneğin; Hüdhüd, güneşe tapanlardan şikayetçi oluyor; göklerde ve yerde gizli olan her şeyi bilen Allah’a tapmayı bırakıp da hiçbir şey bilmeyen şuursuz güneşe tapanları adeta ahmaklık ve akılsızlıkla suçluyor(bk. Neml, 27/24-25).

3. Keza, Hz. Süleyman’ın karıncası, onun askerlerinin ayakları altında-kazara-ezilmemeleri için, dikkatli bir komutan edasıyla, arkadaşlarının derhal yuvalarının içine, sığınaklara girmeleri talimatını veriyor(bk. Neml, 27/18). Maiyetindeki raiyelerine samimî hizmet eden bir kraliçenin, askerlerinin -boş yere- burnu kanamasına izin vermeyen bir komutanın tavrını gösteren söz konusu karıncanın, -yaratandan ötürü yaratılanı sevme yarışında- Allah’a karşı samimi dostluk payesini kazandığını göstermektedir.

4. Ashab-ı Kehfin köpeğinin gösterdiği fedakârlık zaten dillerde destandır. İnkârcı zenginlerin sofrasını bırakıp, sırf Allah için aç susuz kalan, ama yüce Allah’a iman eden mağara arkadaşlarının arkadaşlığını tercih etmesi(Kehf, 18/13-18), onun samimi dostluğunun belgesidir.

5. Hz. Salih’in devesi, zaten baştan başa bir mucize eseridir. Onun peygamberliğinin belgesidir.

Ayrıca, bütün canlılar camiasında adaletin hükümran olması için, akıl, gönül veya his/duygu bazında bir şefkat, bir duyarlılık verilmiştir. Akıl ve gönül şuurundan mahrum olan canlılara da  -gayrı şuurî olsa bile- bir hiss-i şefkat, bir istidat verilmiştir. Kediler, tavuklar gibi aslanların da yavrularına karşı gösterdiği tavırlar bu hiss-i şefkati açıkça göstermektedir. Fıtratlarında var olan şefkat hislerine aykırı bir davranış olduğu zaman, bu husus bir zulüm olarak o hayvanların defterlerine geçer ve kıyamet günü “boynuzsuz koyunun boynuzlu koyundan hakkı alındığı zaman” bu hayvannlar arasında da hak ve adalet çerçevesinde bir ihkak-ı hak söz konusudur. Kaldı ki Allah’ın koyduğu bu fıtrî kanunlara riayet etmeyenler dünyada da cezasını çekeceklerdir. Bediüzzaman hazretlerinin ifade ettiği gibi;

“Mâsum bir insana veya hayvanlara gelen felâketlerde, musibetlerde, beşer fehminin/aklının anlayamadığı bazı esbab ve hikmetler vardır. Yalnız, meşiet-i İlâhiyenin düsturlarını hâvi şeriat-ı fıtriye ahkâmı, aklın vücuduna tâbi değildir ki, aklı olmayan bir şeye tatbik edilmesin. O şeriatın hikmetleri kalb, his, istidada bakar. Bunlardan husule gelen fiillere, o şeriatın hükümleri tatbikle tecziye edilir. Meselâ, bir çocuk, eline aldığı bir kuş veya bir sineği öldürse, şeriat-ı fıtriyenin ahkâmından olan hiss-i şefkate muhalefet etmiş olur. İşte bu muhalefetten dolayı düşüp başı kırılırsa müstahak olur. Çünkü, bu musibet o muhalefete cezadır. Veya dişi bir kaplan, öz evlâtlarına olan şiddet-i şefkat ve himâyeyi nazara almayarak, zavallı ceylânın yavrucuğunu parçalayarak yavrularına rızık yapar. Sonra, bir avcı tarafından öldürülür. İşte, hiss-i şefkat ve himâyeye muhalefet ettiğinden, ceylâna yaptığı aynı musibete mâruz kalır.”(bk. Mesnevi-i Nuriye, Katre, Nokta).

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun