Allah’ı eğer ispat ediyorsak, neden hala inanıyoruz?

Tarih: 21.07.2015 - 00:56 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Gerek Bediüzzaman gerekse diğer bazı alimler fikri yönden Allah’ın varlığını ve birliğini ispatladıklarını söylemişler, ki ben de okudum gerçekten de düşünce, fikir yönünden yani felsefi yönden ispat etmişlerdir. Ancak aklıma takılan ispat edilen bir kavrama neden inanç deriz inanç ispatla birlikte gerçekliğe dönüşmez mi?
- Yani bir bilim insanı hipotezini teori ya da kanuna dönüştürünce ispat yolunu kullanarak onu inanmış olduğu teoriden bir üst basamağa yani gerçekliğe yani kanuna teoriye dönüşmesine neden olmaz mı?
- Sonuçta inançtan bir gerçeklik bir kanun çıkmaz mı?
- İşte bu noktada Allah’ı eğer ispat ediyorsak neden hala inanıyoruz?
- İnanmak etkisini yitirmese de bir geri basamakta kalmaz mı, kalmıyor mu?
- İşin biraz da özeti, biz neden Allah’a inanıyor musun diyoruz da Allah’ı biliyor musun demiyoruz?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Cevap 1:

Her şeyden önce Bediüzzaman'ın Allah'ı ispat ettiği şeklinde bir yaklaşım farklı sorunları içermektedir. Bediüzzaman'ın Risaleleri incelendiğinde Allah'ı nesnel bir kavram olarak kabul ve bu kavramın isbatı şeklinde bir yaklaşımı olmadığı çok açıktır. Bediüzzaman öncelikle rasyonel bir temele oturtulmaya çalışılan inkar-ı uluhiyet yaklaşımının yine rasyonel olarak geçersizliğini ortaya koymaktadır.

Böylece varlık kavramı açısından olumsuzlanan uluhiyet yaklaşımının akliliğini belirlemektedir. Ancak Allah'ın varlığının neliği konusunda ise, tamamen uluhiyete uygun bir yeni dil kullanmaktadır.

Buna göre hakikat kavramının vahdaniyet, ehadiyet, samediyet, kemalat gibi aşkın gerçekliklerle doğrusal bağlantıları ortaya konulmaktadır.

Dolayısıyla onun yaklaşımı positivist bir ispatiyecilik olmak yerine, Kur'an vahyinin aşkın ve aynı zamanda içkin olan paradoksal gerçekliği ile bağıntılı olarak tanımlanmalıdır.

O bu bakış açısından tamamen yoksun ve maddeye dayalı zihinlere de hitap etmekte ancak, Üçüncü Şua, Yirmi Dördüncü Mektub, Otuzuncu Söz gibi eserlerindeki ve pek çok farklı yerde tamamen maddi olandan yükselmiş derin ve kapsamlı bir tefekkürle mevzuyu ele almaktadır. 

Cevap 2:

- İnanmak, bilmekle olur. Bilmediğiniz bir şeye inanmanız mümkün değildir. Bunu bir mantık formülü içinde takdim edersek: “Her inanç bir ilim sonucu olmayabilir, ancak her ilim bir inancı doğurur.”  Mesela, "Sudan" adında bir ülkeye inanmak için o ülkenin varlığını bilmek gerekir. Fakat bazı inançlar zihnin yanılgısı ve hayal mahsulü olduğu için bu gibi inançlar gerçek bir ilme dayanmazlar.

- İşte bu noktadan hareketle, denilebilir ki, Allah’ın varlığı sadece dogmatik bir inanç ürünü değil, aynı zamanda ilmen ispat edilen bir gerçekliktir.

Şüphesiz, bir şeyin gerçekliği, onun pozitivist materyallerin kalıpları içinde olmasını gerektirmez. Çünkü Epistemolojik bulguların ispatı, gözden ziyade aklın alanına girer. Örneğin, “bir tek harfin yazarsız, bir tek iğnenin ustasız” olmasının imkânsızlığından hareketle, evrenin mutlaka bir yaratıcısının olduğunu düşünmek ve düşündürmek bilimsel bir ispat tarzıdır.

Keza, her bir varlığın “kendiliğinden, tabiatın gereği, sebeplerin rolü” sonucu meydana gelme ihtimallerinin imkânsızlığı gerçeğinden hareketle, bu kâinatın Allah tarafından yaratılmasının kabul edilmesi akli bir zorunluluk olduğu hükmü, bilimsel bir ispat tarzıdır.

Bunların sonuçlarının kabul edilmesi, hem bir ilim hem de bir inancın oluşmasını ger ekli kılar.

- Kur’an’ın yüzlerce ayetinde, başta Allah’ın varlığı ve birliği olarak, iman esaslarının doğruluğu ortaya konulurken, akla, fikre müracaat edilmesi tavsiye edilir.

Bu sebeple, akıl ve fikir bazında “tahkiki imanı” elde etmek için ilmi delillerle konuların iç yüzlerinin araştırılması, bilimsel istidlal metoduyla neticeler çıkarmaya çalışmak, iman esaslarını bu metotla ispat etmek son derece önemlidir.

Eskiden beri, özellikle İslam Kelam alimleri bu metodu kullanarak iman esaslarını, bilhassa Allah’ın varlığı ve birliğini ispat etmeye gayret sarf etmişlerdir.

İlimlerin doruk noktasına vardığı bu asırda ise, Bediüzzaman Hazretleri, Kur’an metodu olarak bildirdiği benzer bir sistem içerisinde iman esaslarını ispat etmeye çalışmıştır. Hem akla hem kalbe hitap eden bir metotla orijinal-Kur’anî bir ispat metodunu ortaya koymuştur. Risale-i Nur’a bakanlar bunu tasdik edeceklerdir.

İlave bilgi için tıklayınız:

Yaratılış Delilleri... 
Aldanmaktan Kurtulmanın Kur'ani Çözümleri Allah'ı Zat, Sıfat...
Marifetullah, Allah'ı Tanıma...

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Kategori:
Okunma sayısı : 1.000+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun