Akla kapı açmak, ihtiyarı elden almamak ne demek?

Tarih: 16.12.2015 - 01:22 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Üstad Şakk-ı Kamer meselesinde akla kapı açmak, ihtiyarı elden almamak düsturundan bahşediyor. Herkes görseydi icbar olurdu herkes ikna olurdu diyor. Ebu Bekir ile Ebu Cehil'in farkı kalmazdı diyor. Kafama bir soru takıldı:
- Yani biz hiçbir zaman Allah'ın varlığından %100 emin olamaz mıyız aklen?
- Çünkü risale-i nur akli meselelerle Allah'ı ispat ediyor diyorlar. Bir insan akli olarak tatmin olup Nasıl inkar edebilir? Bu kısmı anlayamadım.

Cevap

Değerli kardeşimiz,

- İman % 100 olmak zorundadır. Herhangi bir şüpheye mahal vermeyecek bir kesinliktedir. Allah’ın varlığı ve birliğini gösteren deliller bu kesinliktedir.

- Aklın iradesinin tamamen elinden alınması demek, gösterilen delilin veya mucizenin ortada başka en zayıf bir ihtimale bile yer vermeyecek şekilde açık olması demektir. Bu ise, %100 bilginin ötesinde bir durumdur. Burada aklın başka bir ihtimale ihtimal vermesi imkânsızdır.

Halbuki, dinde zorlama olmadığına göre, zayıf da olsa farklı bir ihtimalin varlığına ihtiyaç vardır.

- Nitekim, Hz. İbrahim (as) gibi imanın zirvesinde olan bir peygamber bile, aklını ve nefsini “tatmin” adına yeniden dirilmenin kuvvetli bir delilini görmek istemiştir. Aklın ihtiyarının elinden alınması durumunda, herhangi yeni bir delile ihtiyaç duyacak bir “tatminsizlik”ten söz edilemez. Bu ise alternatif bir ihtimalin vehmini bile ortadan kaldırır.

- Tekrar edelim ki, “aklın iradesinin elinden alınmaması”, konuyla ilgili delil yetersizliği anlamına gelmez. Yalnız, akla telkinde bulunan nefis, vehim ve hayal gibi tasavvurlara da fırsat vermek manasına gelir.

Örneğin: Hz. Musa (as)’nın Asa’sının gösterdiği harika mucize, Hz. Muhammed (asm)’in gösterdiği “Ay’ın yarılması” gibi müthiş bir mucize bile insanların akıllarının iradesini ellerinden almamıştır. Çok zayıf bir vehimle bunun bir sihir olduğuna yormuşlardır.

- Demek ki, iman edip etmemekte özgür bırakılan insanoğlu, en kuvvetli bir delili göz ardır edip en zayıf bir vehmin peşine düşebilir. Hz. Peygamber (asm)'in hemen yanı başında olan ve ona iman etmeyenlerin varlığı bu serbest hareket etmenin bir göstergesidir. Ancak, iman edenler, hiç bir tereddüde kapılmadan iman etmişlerdir.

Netice itibariyle denilebilir ki; İman edenler “zayıf bir vehmi ihtimal” yerine, “kuvvetli delilleri” esas almışlardır. İman etmeyenler ise, “kuvvetli deliller” yerine, “zayıf bir ihtimal”in ürettiği vehme kapılmışlardır.

Soru: Mucizeler, inanmaya zorlamış olmuyor mu?

Cevap:

Mucizenin hem nübüvveti ispat hem de insan iradesini cebre zorlamayacak bir kıvamda olmasına “ekmel-i vecih” deniyor. Yani mucizeler bu kıvamı ile akla kapı açıp iradeyi elden almıyorlar, bu da dünyanın imtihan olma vasfına uygun bir format oluyor.

Nasıl bir ilacın dozajı düşük olduğunda tesiri kaybolur, yüksek olduğunda bünyeye zarar verir. İlacın tam tesir edip iyileştirmesi için, dozajın kıvamında olması gerekir. Mucizelerin açıklık kapalılık dozajı da tam kıvamında olmalıdır ki, buna ekmel-i vecih yani mucizenin tam kıvamında olma hali denir.

Şayet peygamberlere gelen mucizelerin dozajı ihtiyaçtan fazla olmuş olsa idi, dünyanın imtihan olma sırrı kalmayıp Ebu Cehil ile Ebu Bekir (ra) aynı seviyede imana zorlardı. O zaman da ikisi arasındaki kalite farkını asla anlayamazdık.

Peygamberlerin göstermiş olduğu mucizelerin iradeyi elden alacak kadar bedihi olmadığının en büyük ispatı, bu mucizeye tanık olan bazı kafir ve müşriklerin imana gelmemeleridir. Ebu Cehil ve onun gibileri, belki onlarca mucizeye tanık oldukları halde imana gelmeyip bir şekilde küfür ve inkarlarını devam ettirmişlerdir.

Şayet mucizeler iradeyi ortadan kaldıracak kadar açık olmuş olsaydı, bunların iman etmesi kaçınılmaz olurdu. Tarihte bu tarz inkar içinde olan pek çok müşrik ve kafirler bulunmuşlar ama iman getirmemişlerdir. Bu da mucizenin dozajının irade ile imtihan ortasında olduğunun bir ispatıdır.

Örneğin gökyüzündeki yıldızlarla herkesin okuyacağı ve anlayacağı şekilde “Lâ ilâhe illallâh Muhammedün rasûlullâh/Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur Muhammed Onun elçisidir.” yazılsaydı, o zaman herkes inanmaya mecbur olacaktı. Bu durumda imtihan sırrı yok olacak, herkes mecburen inanmak zorunda kalacak ve kömür ruhlularla elmas ruhlular aynı seviyede olacaktı.

İşte bu hikmetten dolayı, her şeyin yaratan Allah, onların akıl ve kalplerine kapılar açacak, ama iman etmelerini zorunlu kılmayacak bir aryada ve kıvamda mucizeler göstermiştir.

Hatta kainattaki kevni mucizeler de bu ayardadır denilse mübalağa olmaz. Bir çiçeğin, bir balın, bir elmanın yüzündeki sanat mucizesi nebilerin mucizelerinden geri kalmaz. Ama çok insanlar maddeci gaflet ile bu mucizeleri okuyup takdir edemiyorlar.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Kategori:
Okunma sayısı : 5.000+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun