Altkategoriler
Makaleler
- Bir takım çevreler, din ile fenni iki zıt kutup gibi gösterme gayretindeler. Gerçekten din fenne karşı mıdır?
- Hak kitap, Allahın fermanı ve bu kâinat Onun mülkü ve mahlûkudur. Nitekim bu âlem için, “kâinat kitabı” denilmiştir. Her bir fen bu kitaptan bir sahifenin, bir cümlenin, yahut bir noktanın tefsiri, açıklanmasıdır. İnsan bedeni bu kitaptan sadece bir kelime. Ondaki her organ için nice eserler yazılmış. Diş, bir tek harf gibi, ondaki ince esrar üzerinde nice tezler yapılmış. Bir hücre, bir atom, bu kâinat kitabının birer noktası hükmündeler. Onların tefsirleri ayrı birer ilim kolu olarak gelişmiş. O hâlde, âlemdeki hikmetleri tefsir eden ve gizli güzellikleri ortaya çıkaran fenlerin ilâhî fermana aykırı olması düşünülemez.

- Biat nedir?
- Biat (Bey'at): Ulu'l emre bağlılık sözü vermenin adıdır. Resulullah, önemli dini-siyasi olaylar arefesinde, veya İslamiyeti kabul eden kimselerle ilk defa görüştüğünde biat almıştır. Biat, genelde el sıkışma şeklinde olmuştur. Biatta asıl olan, meşru devlet başkanını tanımak, kendini ona bağlı hissetmek ve bu hissi hayatının sonuna kadar korumaktır.

- İslâm’ın iki dünyanın da saadetini temin ettiği ifade ediliyor. Müslümanların çoğunluğunun fakir ve muhtaç olmasına ne mana vereceğiz?
- Bazıları, servet ve makamı, şan ve şöhreti, lüks ve debdebeyi saadetle aynı zannederler. Halbuki çevrelerinde nice insanlar görürler ki, dünyanın her türlü imkânına kavuşmuş ve diledikleri her zevki tatma gücüne sahiptirler, ama mesut değildirler.

- Edille-i şer'îyye, yani dinin temel unsurları nelerdir izah eder misiniz?
- İslâm dini, Kur'an-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye namıyla iki şubeye dayanır. Hâriciler, "biz Kur'an'dan başkasına bakmayız. O bize yeter." diyerek Peygamber'in sünnetini tanımamak istemişlerdir. Yalnız birincisini kabul edipte ikincisinden yüz çevirenler ilk defa Hariciler olmuştur. Hariciler, bunu idraksizliklerinden yapmışlardı.

- Müslümanlar arasında barış nasıl sağlanabilir? Bunun için neler yapılabilir?
- Bu soru, ilk bakışta insana garip gelebilir. "Müslüman, diğer müslümanlarla zaten barış halindedir. Bu soruya ne lüzum var?" denilebilir. Fakat realiteye baktığımızda, müslümanın müslümanla, müslüman cemaatlerin diğer müslüman cemaatlerle, müslüman devletlerin diğer müslüman devletlerle zaman zaman problemleri olduğunu görürüz.

- İnsanlığın aradığı barışın İslam`da olduğunu nasıl izah edersiniz?
- Kur`an`a göre insan varlıkların en şereflisidir. Allah`ın yeryüzündeki halifesidir. Bu nedenle insana çok önem verilmiş ve yüceltilmiştir. Bir insanı suçsuz yere öldürmek, tüm insanlığı katletmeye denk tutulmuştur.

- "İslami Terör"den bahsetmek mümkün müdür?
- İslam, Müslüman'a, çevresiyle iyi ilişki kurmasını, insanları kendisinden memnun etmesini emreder. Aksini asla. Nitekim Allah Resulü (sav) Müslüman'ı şöyle tarif eder: "Müslüman, elinden ve dilinden kimseye zarar gelmeyen insandır."

- İslamiyetin düşmanları nelerdir, bunlara karşı nasıl mücadele eder?
- İslamiyet, Dört büyük düşman ile mücadele eder. Bunlar : 1- Mutlak Küfür, 2- Mutlak Cehalet, 3- Mutlak Sefahat, 4- Mutlak Terör

- İslam’ın terör dini olmadığını tam aksine terör anarşi ve fitneyi yasakladığını Kur’an’dan delil getirerek ispat eder misiniz?
- Kur’an, terörü lanetlemiş, anarşiyi ve fitneyi en dehşetli bir olay olarak nitelemiştir. İslamiyet, her türlü terör, zulüm ve ihaneti yasaklar; her türlü anarşiye, bozgunculuğa şiddetle karşı çıkar. İslamiyet, zarara zararla karşılık vermez.

- İslam, soykırımlarını ve kan davalarını nasıl engellemiştir?
- Hiçbir kimse, kimsenin yükünü taşıyacak değildir.Bu temel ahlaki prensip Kuranda beş kez geçmektedir (En’am Sûresi,164; İsra Sûresi,15; Fâtır Sûresi,18; Zümer Sûresi,7 ve Necm sûresi,38 ). Bütün insanlık dünyası Kur’an’ın beyan ettiği bu prensibe hava ve su gibi şiddetle muhtaçtır. Beşer tarihinde icra edilen bütün zulüm ve haksızlıkların altında bu prensibin çiğnenmesi yatmaktadır.

- İslam dininin bütün insanlığa rahmet olduğu söylenmektedir. Bu hükmü izah eder misiniz?
- İslâm dini, insanlığı maddî ve manevî kemalâta kavuşturan ve beşerin saadet ve selametini temin eden bütün esasları ihtiva eder. Ona intisap eden fert ve cemiyetleri feyizden saadete, saadetten tekamüle sevk eder. Hayatın korunmasına büyük önem verir. Fert ve toplumun huzurunu bozmaya çalışanları en şiddetli cezalara çarptırır. Birlik ve beraberliği, ihsanı ve yardımlaşmayı emreder. Toplum hayatını anarşi ve terörden korur.

- İslâm’ı doğru anlamanın yolu nedir?
- İnsanlık alemi, doğru inancı ve güzel ahlakı semavi dinlerden öğrenmiştir. Semavî dinler, “Cenab-ı Allah’ın, peygamberleri vasıtasıyla insanlara tebliğ eylediği bir umumi kanun, bir rehber, bir mürşid,” diye tarif edilmîştir. Böyle bir din, insanlara itikad, amel ve ahlakı öğretip onları hayır ve fazilete sevk eder.

- İslam’ın esasları nelerdir?
- İslâm dini beş şart üzerine bina edilmîştir. Bunlar oruç tutmak, namaz kılmak, hacca gitmek, zekat vermek ve kelime-i şahadet getirmektir.

- İslam’ın yardımlaşmaya verdiği önem hakkında biraz bilgi verir misiniz?
- İslâm, birlik ve beraberliği emreden bir yardımlaşma ve ihsan dinidir. Allah, Kuran-ı Keriminde, “İyilikte ve takvada (Allah’ın yasaklarından sakınmakta) yardımlaşın, günah ve düşmanlık üzerine yardımlaşmayın.” (Maide Sûresi, 2) diye emrediyor.

- İslam aleminin bugünkü cehaletini ve geri kalmışlığını bahane ederek İslam’a karşı çıkan çevrelere cevap verebilmemiz için İslâm’ın ilme verdiği önem hakkında biraz bilgi verir misiniz?
- Terakkinin kaynağı ilimdir. İnsanlar için kaçınılması gereken en büyük düşman cehalettir. Çünkü bütün terakki ve tekamüllerin engeli, bütün tedennilerin kaynağı cehalettir. Kur’an, yüzlerce ayet-i kerimesinde insanları dinî ve dünyevî ilimleri öğrenmeye teşvik eder.

- Bazı çevreler her vesileyle İslam aleminin bugünkü perişan haline İslam’ın sebep olduğunu iddia ediyor ve bu vesileyle din aleyhinde bulunuyorlar. Bunlara nasıl cevap vermeliyiz?
- Allah’ın her isminin tecellisi için farklı aynalar, ayrı zeminler söz konusudur. Bunların çoğu, kişinin inancıyla ilgili değildir. Meselâ, Rezzak isminin tecellisinden daha fazla nasip almak isteyen bir çiftçi bunun için gerekli şartları yerine getirdiğinde tarlasına daha fazla mahsul verilir. Burada kişinin inancına bakılmaz. Yine, Şafi isminin kendisinde tecelli etmesini isteyen birisi, hastalığına faydalı ilacı kullanır. Onun şifa bulmasında da inancına bakılmaz.

- Müslüman olmadan önce yapılan amellere sevap var mı?
- Rahîm olan Allah, hiçbir iyiliği zayi’ etmiyor. Hangi durumda olsun kişi yaptığı iyiliklerin karşılığını ya dünyada ya da ahirette mutlaka görecektir.

- İslâm’da teokrasi var mıdır?
- Teokrasi idaresi “Ruhbanlara (papazlara) kayıtsız şartsız teslimiyet ve körü körüne taklit” anlayışını getirdi. Daha sonraları ise, “papazların ve ruhani reislerin riyaset ve tahakkümleri (baskıları)” şekline döndü. İslâmiyet'te ise böyle bir idare şekli kesinlikle yoktur.

- İslâmiyet ilme ters düşer mi?
- İslâmiyet hiçbir zaman, hiçbir meselede fenne ters düşmemiştir. Bilakis onu teşvik etmiştir. Dini kaynaklar bunun güzel örnekleriyle doludur. Kur’an da, kâinat da Allah'ın kitabıdır: Birincisi kelam sıfatından gelir, diğeri ise kudret sıfatından.

- İslâmiyet hak ve hakikat dini olduğu halde, İbn-i Sebe’nin İslâm dışı fikirleri bazı Müslümanlar arasında neden yayıldı?
- İbn-i Sebe'nin, İran'da olumsuz fikirlerini yerleştirmesinde önemli bir faktör de halkın psikolojik yapısıydı. Onların iç dünyasında, akıldan ziyade his hükmediyordu. Gönülleri hakikatten ziyade efsane ve hurâfelere açıktı. Hâdiseleri mantık ve muhakeme uyumu içinde tahlil edemiyor, fikir süzgecinden hakkıyla geçiremiyorlardı.

|
|