Hz. Ömer, korku içinde evde bekledi mi?

Tarih: 01.05.2026 - 16:16 | Güncelleme:

Soru Detayı

 Sahih-i Buhari'deki Hz. Ömer'in İslam'a Giriş Rivayeti Hakkında Bir Şüphe

Bir Şia taraftarı, bizim kaynaklarımızdan delil getirerek aklıma bir şüphe düşürdü. İddiasına göre, biz Ehl-i Sünnet olarak Hz. Ömer'in Müslüman olduktan sonra Kureyş müşriklerinden korkmadan kapılarını tek tek çalıp Müslüman olduğunu ilan ettiğini anlatıyoruz; fakat en muteber kitabımız olan Sahih-i Buhari'de durumun hiç de öyle olmadığını iddia ediyor. Hatta bu rivayetin, Azerbaycan diline tercüme edilmiş olan "Muhtasar Sahih-i Buhari" kitabından "muhtasarlaştırma" bahanesiyle kasten çıkarıldığını, gerçeklerin gizlendiğini söylüyor. Bu yüzden ilgili rivayeti Mehmed Sofuoğlu'nun Türkçe tercümesinden gösteriyor: Sahih-i Buhari, 34. Bab (Ömer İbnu’l-Hattab’ın İslâm’a Girişi Babı), Hadis No: 84: "...Ömer ibnu Muhammed tahdis edip şöyle demiştir: Bana dedem Zeyd ibnu Abdullah ibn Ömer'den haber verdi. O şöyle demiştir: Ömer ibnu’l-Hattâb Müslüman olduğu zaman evde Kureyş’ten korkar halde bulunurken, birdenbire onun yanına Ebû Amr Âs ibnu Vâil es-Sehmî çıkageldi... Âs, Ömer’e: — Hâlin nedir? diye sordu. Ömer: — Senin kavmin olan Sehm oğulları, ben İslâm’a girdiğim için beni öldüreceklerini söylediler, dedi. Âs onlara: 'Sizin için ona ulaşmaya hiç yol yoktur' dedi. Âs bu sözü söyledikten sonra (Ömer) korkum gidip emniyette oldum demiştir."

 Bu iddiayı ortaya atan kişi diyor ki; Hz. Ömer Müslüman olduktan sonra anlatıldığı gibi kahramanlık yapmamış, aksine Peygamberimizin yanında olup ona destek olmak yerine evinde korku içinde gizlenmiş ve ancak müşrik olan As b. Vail’in himayesiyle dışarı çıkabilmiştir.

Doğrusu bu rivayeti okuyunca ve Azerbaycan Türkçesindeki muhtasar baskıda olmadığını görünce kalbime bir şüphe düştü. Bizim diğer tarih kitaplarımızda anlatılan o cesaret dolu tablolarla Buhari'deki bu "evde korkar halde bekleme" rivayetini nasıl uzlaştırabiliriz? Bu konuyu izah ederseniz çok sevinirim, şimdiden teşekkürler.

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Hz. Ömer bin Hattab (r.a.)’ın Müslüman olduktan sonra “evde korku içinde olması” rivayeti doğrudur; ancak bu, onun cesaretine aykırı değildir. Bu durum, ilk anda karşı karşıya olduğu gerçek ölüm tehdidine karşı gösterdiği doğal ve tedbirli bir tavırdır.

Daha sonra ise İslâm’ını açıkça ilan etmiş, Kabe’de namaz kılmış ve müşriklere meydan okumuştur.

Dolayısıyla rivayetler çelişkili değil, aynı sürecin farklı aşamalarını anlatmaktadır: önce tedbir, sonra açık cesaret.

Bu kısa bilgiden detaya gelince:

Cevap 1:

Burada “Hz. Ömer korkuyordu” ifadesi ile onun meşhur cesareti arasında bir çelişki varmış gibi görünüyor. Aslında doğru okunduğunda çelişki değil, insanî bir süreç ve hikmetli bir tavır ortaya çıkar.

Korku cesarete zıt değildir

Hz. Ömer bin Hattab gibi büyük sahabiler için cesaret, hiç korkmamak” değil, “korkuya rağmen doğruyu yapmaktır.” Örneğin savaşa giren biri korku hissedebilir, ama geri kaçmazsa, cesurdur.

Dolayısıyla, evde “tehlikeyi fark ederek tedbirli olmak” cesarete aykırı değildir.

Rivayetteki “korku” ne anlama geliyor?

Metindeki, “Evde korku hâlinde bulunuyordu” ifadesi, “Panik hâlindeydi, ne yapacağını bilmiyordu” demek değildir. Aksine, “Ciddi bir ölüm tehdidinin farkındaydı ve temkinliydi” demektir. Çünkü, Kureyş gerçekten onu öldürmek istiyordu. Bu, soyut değil fiilî bir tehlikeydi

Bu olay, İslâm’a girişin ilk anıdır

Burada çok önemli bir zaman farkı var: İlk aşamada, yeni Müslüman olmuş, ortam çok tehlikeli, tedbir var. İkinci aşamada ise, iman yerleşmiş, karar netleşmiş, açıkça ortaya çıkıyor, Kabe’de namaz kılıyor, Müslüman olduğunu açıkça ilan ediyor.

Aynı kişinin iki hali olabilir

Hz. Ömer için ilk an durumu ölçen, risk analizi yapan, sonra açıkça meydan okuyan bir durum söz konusudur. Bu aslında daha güçlü bir karakter gösterir: Düşünmeden atılmak değil, bilinçli cesarettir.

Nitekim, ayette Hz. Musa (a.s.) için “(Musa) içinde bir korku hissetti…” (Tâhâ 20/67), Hz. İbrahim (as) için de “Onlardan içinde bir korku duydu…” (Hûd 11/70) denilmiştir.

Demek ki, bir peygamber korku hissedebilir. Ama asla görevinden vazgeçmiyor, Allah’a güveniyor ve yoluna devam ediyor.

Şu halde, korku insanîdir, teslim olup geri çekilmek zayıflıktır, tedbir alıp yola devam etmek ise şecaattir.

Hz. Ömer’in durumu da bunun gibidir. Evde “korku hâli” vardır, sonra açıkça İslâm’ı ilan etmesi gerçek cesarettir.

Cevap 2:

Soruda geçen “Hz. Ömer'in Müslüman olduktan sonra Kureyş müşriklerinden korkmadan kapılarını tek tek çalıp Müslüman olduğunu ilan ettiğine dair” sahih bir bilgiye rastlayamadık.

Hemen hemen bütün kaynaklarda yer alan meşhur rivayete göre, Hz. Hamza’nın İslâm’ı kabulünden sonra Ömer, Hz. Peygamber (asm)’i öldürmek niyetiyle yola çıkmış, yolda karşılaştığı Nuaym b. Abdullah’tan kız kardeşi Fatıma ile kocası Said b. Zeyd’in Müslüman olduğunu öğrenince onların evine gitmiştir. Onları Tâhâ suresini okurken bulmuş, okuduklarını kendisine vermelerini istemiş, ancak bu isteği reddedilince kız kardeşini ve eniştesini dövmüş, kardeşi kendilerine Kuran öğreten ve Ömer’den saklanan Habbab b. Eret’i de çağırarak Müslüman olduklarını Ömer’in yüzüne karşı söylemiştir. Bunun üzerine yumuşayan Ömer Müslüman olmaya karar vermiş, Habbab’dan Resulullah’ın Erkam b. Ebü’l-Erkam’ın evinde olduğunu öğrenip oraya gitmiş ve kendisine biat ederek Müslüman olmuştur. (İbn İshak, s. 160-163; İbn Hişâm, 1/343-346; İbn Sa‘d, 3/267-269)

Hz. Ömer Müslüman olduğu gece Ebu Cehil’in evine giderek İslam’ı kabul ettiğini bildirdi; ayrıca ertesi gün Cemil b. Mamer el-Cumahî’ye Müslüman olduğunu bütün Kureyşliler’e ilan ettirdi. Onun İslâmiyet’e girmesinden sonra Müslümanlar ilk defa Kabe’de toplu olarak namaz kıldılar. (Buhari, Fezailü ahabun’n-nebi, 3, 6; Menakıbü’l-ensar, 35; İbn Hişam, 1/342, 345, 348-350; İbn Sad, 3/269-270; bk. Mustafa Fayda, DİA, "Ömer Md.", 34/44)

Hazret-i Ömer, o günleri -bizzat kendisi- daha sonra şöyle anlatır:

“Müslüman olup da eza ve cefa çekmeyen, mücadele etmeyen kimse yoktu. Ancak bana kimse dokunamıyordu. Kendi kendime dedim ki:

“Müslümanlar çeşitli musibetlere uğrarken, ben selamette kalmak istemem!”

İslâm’a girdiğim gece düşündüm, Mekke müşriklerinden, Resulullah sallâllâhu aleyhi ve selleme karşı düşmanlıkta en aşırı giden kim ise, gidip ona Müslüman olduğumu söylemeye karar verdim. Sabah olduğunda Ebu Cehil’in kapısını çaldım. Kapıya çıktı: “Hoş geldin ey Ömer! Ne haber getirdin?” dedi.

Ben: “Allah’a ve Resulüne iman edip O’nun getirdiği bütün şeyleri tasdik ettiğimi sana haber vermeye geldim!” deyince, lanet ederek kapıyı yüzüme çarparcasına kapattı. (İbn-i Hişam, 1/371)

Daha sonra Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh-, Kureyş’in azılı müşriklerinden dayısı Velid bin Muğire’ye ve hakikat düşmanı iki müşriğe daha giderek bu güzel haberi vermiş, fakat onlardan hiçbiri kendisine bir şey yapmaya cesaret edemeyerek, kapıyı yüzüne çarpmış, meyus bir şekilde evlerine çekilmişlerdi.

Abdullah bin Mesud -radıyallâhu anh- şöyle der:

“Hazret-i Ömer’in Müslüman olması bir fetih, hicreti bir yardım, halifeliği de bir rahmet idi! Ömer -radıyallâhu anh- Müslüman oluncaya kadar Kabe’nin yanında açıktan namaz kılmazdık. O Müslüman olunca Kureyş müşrikleriyle mücadele etti, onlar da bizi serbest bıraktılar. Böylece orada namaz kılabildik.” (Heysemî, 9/62-63)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun